7 Aralık 2011 Çarşamba

Aslanlar gerekeni yaptı...

4 yaşındaydım Galatasaray marşını ilk söyleyip, Galatasaraylı olup, Galatasaraylı öleceğime dair andımı içtiğimde. Fenerbahçe taraftarı olan babam, 4 yaşındaki küçük kızını elinden tutup Galatasaray SK'nın yüzme okuluna kayıt ettirmişti. Her sabah marşımı söyleyip, andımı içtim. O yaşta bile tüylerim diken diken olur, içim titrerdi yanında Türk Bayrağı dalgalanan o bayrağın önünde marşımızı söylerken. O yıl bir sezon gittim, sonra 8 yaşında bir sezon daha gittim. Galatasaraylı olmak ne demek taa o zamanlar öğrendim ben. Sonra da yolumdan dönmedim zaten.

Fenerbahçeli babanın fanatik Galatasaraylı kızı olarak hep sonsuz zevk aldım babamı kızdırmaktan. Fenerbahçe'nin kaybettiği Çaykur Rize maçları sonrası kendisine taze demlenmiş tavşan kanı çaylar ikram ettim, o da kaybettiğimiz Denizli Spor maçlarının sabahında horoz sesleriyle uyandırdı beni. Böyle tatlı tatlı didişip duruyoruz yıllardır. "Kendi ellerinle yaptın" diyorum, "katlanacaksın:)"

Fair play'e inanan bir taraftar olmaya çalışsam da fanatik tarafım zaman zaman daha ağır basabiliyor. Özellikle derby mücadelelerinde, Şampiyonlar Ligi ya da UEFA kupası maçlarında. Sinirleniyorum, nabzım hızlanıyor, abuk sabuk bağırmalar falan, kaptırıyorum yani kendimi. Bu yüzdendir ki bu gece maçı seyretmemeye karar verdim. Çünkü ciddi, ciddi üzülüyorum, moralim bozuluyor, gece kötü bitiyor malubiyet geldiği zaman. En iyisi seyretmemek dedim. Hiçbir organizasyon da yapmadım. Sonuç, maç başladıktan 5 dakika sonra naklenfutbol.com'dan sesini sonuna kadar açarak dinlemeye başladım maçı. Ve tabi ki çok pişman oldum seyretmediğim için. İlk gol, ikinci gol, üçüncü gol. Yağmur oldu yağdı Galatasaray'ım. Terim'in öğrencileri yüzümüzü güldürdü.


Fatih Terim'in yeri çok başkadır bende. 1999-2000 sezonunda önce Arsenal'i yenerek UEFA kupasını ve sonra da aynı yıl Real Madrid'i yenerek Süper Kupayı bize getiren Terim ve Taffarel'li, Hakan'lı, Bülent'li, Ergün'lü, Suat'lı, Umit'li, G.Hagi'li, Emre'li, Hasan'lı, Okan'lı, Arif'li o kadroyu hiç bir Galatasaray taraftarının unutabileceğini sanmıyorum. Bizlere yaşattığı heyecan, sevinç ve gururu da. Hüngür hüngür ağlamıştım bizimkiler kupayı kaldırırken. Ağlamıştık. Kalabalık bir kadro ile izleniyordu çünkü o maçlar. Moda Deniz Kulubü'nün duvarları dile gelse de konuşsa, anlatsa nasıl kendimizi oradan oraya attığımızı atılan her golde.

Ben hep güvendim Terim'e. Babam çok şanşlı bir adam olduğunu söyler durur ama ben bir başarı hikayesi olduğunu düşünüyorum. Futbol sevgisi yetmez kazandırmaya, hırs gerekir, azim gerekir, inanç gerekir, ne lazımsa onu yapmayı gerektirir. Gerekirse soyunma odasında çocuk azarlar gibi azarlamayı gerektirir koca adamları, gerektiğinde oturup onlarla ağlamayı. Sabırlı olmayı, tahammüllü olmayı. Erkek olsan da önce spor adamı olduğunu hatırlamayı. En güzel örneğidir Galatasaray'ın Fenerbahçe stadında aldığı TSYD Kupası maçında yaşananalar. Ölene kadar unutamayacağım herhalde. Babamla gitmiştim maça. Fenerbahçe tribününde numaralıda oturmuştuk. Babam sıkı sıkı 38 kere tembihledi beni. "Sakın" dedi, "Sakın gol falan olur, ayağa fırlama gol diye" dayak yersin, alamam ellerinden. Sonuçta Galatasaray aldı o maçta kupayı, kaldırdı Fenerbahçe taraftarının önünde. Aman Allahım, hayatımda daha önce duymadığım acayip acayip küfürler. Maç öncesi 2 sıra arkamda keten takımıyla, elinde purosu Fransızca gazetesini okuyan cool amca bile. Beyefendilikten eser kalmamış, olmuş bir canavar! Terim'in, annesine, karısına, o zamanlar daha küçücük olan kızlarına bile. O kadar utanmıştım ki duyduklarımdan ve de ne kadar üzülmüştüm o zaman Terim için. Hiçbir şey yapmadı Adanalı Terim. Sadece taraftara döndü, eliyle susun işareti yaptı, susun! Elleriyle "yeter" dedi sonra. Yatışmadılar tabi ama ne çare. Spor adamı olmak o anda maça konsantre olmayı gerektiriyordu, döndü yüzünü sahaya futbolcularına konsantre oldu, kupayı da aldı çok şükür.

Şimdi tekrar takımımın başında olduğu için gerçekten mutluyum. Takımımı seyretmek yeniden zevk vermeye başladı geçen yıllardaki yetersiz futbolunun üstüne. Doğru transferler, gerekli konsantrasyon, kazanma isteği. Şimdilik hepsi yerinde, artarak devam ediyor. Umarım senenin sonunda özlediğimiz kupayı da getirir bize, tekrar Avrupa'da takımımı seyretme gururunu da yaşatır.

Bu gece için önce takımımızı ARENA'da deliler gibi destekleyen taraftarlara, takımımızın baş adamı Terim'e, sonra futbolculara ve de Terim'e takımı emanet eden yöneticilere teşekkürler. Bizleri yataklarımıza mutlu yolluyorlar, daha bir de yarın sabahı var bunun:)

Hepinize iyi geceler...

1 yorum:

  1. way arkadaş yüzyılın en uzun postu.Cim bom bom sen nelere kadirsin...

    YanıtlaSil