10 Ocak 2017 Salı

Beni size getirdi kar...


Baslamadan önce şuracığa bıraktığım linke tıklamanızı istiyorum. Okurken arkadan tatlı tatlı gelsin kulağınıza. Şimdi başlayabilirsiniz:)



Üç gündür burnumu kapıdan dışarı çıkarmadım. Yalnızlığı seven ve buna pek aşina olan bünyem henüz isyan etmedi. Aksine, ihtiyacım da varmış. Bu üç günden biri pazardı zaten ve evde canım ne isterse yapmak hakkımdı. Ben de gerçekten hakkını vererek keyfini çıkardım. Penceremin önündeki sarı koltuğuma kurulup şahane kar manzaraları seyrettim gündüzlü geceli. Karın bazen yeni gelin gibi nazlı nazlı süzülerek gökten inişini bazen de gözünü hırs bürümüş bir kadın gibi büyük bir hiddetle yağışına şahitlik ettim. Havanın açık ve mehtaplı olduğu gecelerden birinde de böyle bir kare yakaladım. Ben çok sevdim, siz de sevin:)


Pazartesi ve salı çalışma günlerimdi ki birini henüz tamamladım. Günü kah kucağımda bilgisayarım mail yazarak kah keyif kahvesi yaparak kah çamaşır makinesinden çıkanları asarak geçirdim. Evden çalışabilmek şahane birşey, insan mutlu mutlu çalışıyor. Yetkililere sesleniyorum, daha çok verim alınıyor bu şekilde. Kesin bilgi:) Bir de bugün geçen iki günden farklı olarak televizyonu hiç açmadım. Meğer büyüklerimiz ne güzel söylemiş "Aptal kutusu" diye, gerçekten fazla seyredince insanı durağanlaştırıyor. O yüzden bugün kendimi müziğe teslim ettim. Power Love, tavsiye ederim, çok tatlı çalıyorlar. Arada biraz da sizlerle laflamak istedi canım. Aslında hep istiyor canım ama duraklama döneminde gibiyim bu aralar. Kalemle, kağıtla pek aram yok. Daha da fenası kitaplarla da pek aram yok. Şikayetçiyim bu halimden. Uzun zamandır böyle, arada yine birşeyler karalamayı beceriyorum ama kitaplara küsüm nicedir. Sebebini de bilmiyorum. Alıyorum, alıyorum kenara koyuyorum. Aklımı veremiyorum bir türlü okuduklarıma. Belki de aklım başka şeylerle çok meşgul ve yeni birşeyleri koyacak yerim yok, bellek dolu. Ama kafamı dolduran düşüncelerden kurtulmanın en güzel yolu da okumak aslında, biliyorum. Ve eğer ben burada yıllardır karınca kararınca üç beş satır birşeyler yazabiliyorsam bu da bir süre öncesine kadar çılgınca okuduğum kitaplar sayesinde bence. Bana satırları sevdiren, o satırların arasında kendim olarak gezinme arzusunu aşılayan kitaplar sayesinde. Bir süredir farklı birşeyler okumadan yazdığım için kendimi bu anlamda yetersiz gibi de hissetmeye başladım aslında. Sanki bir kısır döngünün içinde yazıyorum. Aynı cümleler, aynı düşünceler... Hep aynı olmasa da çoğunlukla aynı. Bu size de haksızlık. Elbette bunu sadece kitap yoksunluğuna bağlamıyorum, zaten okuyanlar olarak siz de biliyorsunuz böyle olmadığını. Kişi, aklı neye takılıyorsa ona yoğunlaşıyor yazarken de. Sanki başka mevzu yokmuş, sanki hayat akmıyormuş, etrafta savaşlar olmuyormuş, insanlar ölmüyormuş gibi. Yazar-çizerse çözebilecekmiş gibi bunun etrafında dönüp duruyor, ışığın etrafında dönüp duran ateş böceği misali. Ama ben ateş böceği değilim, daha çok belki de ışığın kendisiyim sanırım. Üstelik bilirim kendimi, tevazuya gerek yok, ışığım sadece dibimi aydınlatmaz. Yanıma gelmesine izin verdiğim herkese yeter. Herkesin hayatına yumuşakça dokunur bir şekilde. Sonra onlardan da bana yansır aynı şekilde. Bu istemsiz şekilde kendiliğinden gelişen çıkarsız bir ilişki aslında. Ve ben bunu çok seviyorum. Sevmek, sevilmek, paylaşmak çok güzel, büyük zenginlik. Kıymetini bilmeye çalışıyorum. Elbette hata yapabilirim ama siz mazur görün olur mu öyle zamanlarda beni. Bilin ki o ara size değil kendime bile yetmiyordur ışığım.

İnsan zaten karmaşık bir varlık ve detaya girmek gerekirse kadın denen varlık bence hepten karmakarışık. İnsanın kendini iyi tanıması, keskin köşelerini törpülemeye çalışması, iç itiraflarda bulunması, hayatına gerekli müdahaleleri yapmaya çalışması çok zorlu bir süreç. Bir ceviz ağacı mıyım Gülhane Parkı'nda yoksa bir limon ağacı mı canım Ege'nin denize nazır bir limonluğunda? Yanlış anlaşılmasın, "Kişisel Gelişim" olaylarına sarmış falan değilim. Çok yakın bir dostumun tüm teşviklerine rağmen hala saramadım:) Bu iç hesaplaşmalar bana baba tavsiyesi. Ve ben o hayattayken bazılarını başarabilmek istiyorum. Sırf o söyledi diye değil. Ona birşeyleri ispatlamak için değil. Çok şükür o beni bütün arızalarıma rağmen çok seviyor ve her fırsatta hissettiriyor ama kafama yatıyor söyledikleri. Yoksa beni tanıyanlar bilir, pis bir Koç burcuyum ben, öleceğimi bilsem yapmam istemediğim şeyi (ki mesela bu törpülenmesi gereken bir köşe belki de ve ben bu tip değişikliklere çok da açık değilmişim, onu anladım, zor olacak, ya da olmayacak, bilmiyorum henüz). Basitçe ifade etmem gerekirse şu ara manevi olarak "Daha" olmanın yollarını arıyorum sevgili okur. Bütün bunlara ek olarak bir de özel bir felsefe eğitimi almaya başladım ve bir süredir "Bir şeyi o şey yapan şey nedir?" sorusuna cevap arıyorum!!! Demem o ki canlarım, hepimizi çok renkli, daha renkli, daha daha renkli günler bekliyor!

Love u all
Şimdilik hoççakalın