30 Aralık 2015 Çarşamba

Basit bir takvim meselesi...

Saat olmus 03:00. Tarih 31 Aralık Perşembe. Salondaki camın önünde oturuyorum. Büfenin üzerinde duran abajurları açtım. Işık sarı, müzik kıvamında. Kalktım kendime iki parmak da zihin açıcı aldım. Camdan dışarıya baktığım zaman yandaki binanın çatısını bile göremiyorum artık, öyle şiddetli yağıyor kar. Her yer artık bembeyaz. Çamlar bembeyaz...

Bu bir sene sonu yazısı değil aslında. Zihnim olan biten herşeyi sırasıyla hatırlayamayacak kadar karışık zira. En önemli olanlar zaten hep aklımda. Çok kıymetli bir sevdiğimizin kaybı... Çocukluk hayalim New York... Dünyanın en güzel bebeklerinden biri olan Duru'nun doğumu... Hayatıma giren bir kaç iyi insan... Hepsi bu kadar aslında, gerisi normal. İşler güçler, minik yolculuklar, kurulan sofralar...

Bu bir Hoş Geldin 2016 yazısı da değil aynı zamanda. İçimde büyük heyecanlarım yok. Alıştım artık sanırım. Gelen yeni senenin başıma geleceklerle hiç bir ilgisi yok aslında. Basit bir takvim meselesi. Farklı anlamlar yükleyip sahte beklentilere girmiyorum bir süredir. Karamsarlık gibi düşünebilirsiniz. Değil. Beynimin mantıklı tarafı sadece. Belki de büyük büyük umup kıçımın üzerine oturmaktan sıkılmışımdır, muhtemelen bu yüzden.

Elbette planlarım var. Neticede daha ölmedim:). Ama sadece irademle gerçekleştirebileceğim planlar yapıyorum. Ben istersem gerçekleşecek planlar. Bir ev planım var mesela şu ara. Yakınımdaki herkes biliyor. Yana yakıla bir ev arıyorum kendime. Henüz bulamadım ama mümkün olan en kısa sürede çözeceğim. Kimbilir, belki de bir dahaki postu o evden yazarım size. Bir yurt dışı planım var. Önümüzdeki hafta bilet fiyatlarına ve uygun tarihlere bakıp kesinleştireceğim. Bunlar dışında henüz hiç bir plan yapmadım. Gerisini gelişine yaşayacağım...

Benim gibi hayalleriyle yaşayan birinin bile bu hale gelmiş olması ne tuhaf. Hayat nasıl da terbiye ediyor insanı. Tam "işte bu be!" dediğin anda sürüyor diline kırmızı biberi. O saatten sonra istesen de konuşamıyorsun. Sadece kafanın içinde döndürüp duruyorsun kelimeleri uçuca koyarak kurduğun cümlelerini. Bundan memnun değilim, hiç hem de. Ben böyle yaşamaya hiç alışkın değilim. Çok zorlanıyorum. Kendimle çelişiyorum. Sadece mantık çerçevesinde yaşayayım diyorum ama bir tarafım göz yaşları içinde bağırıyor içerden bana: "Sakın vaz geçme!" Ne halt yiyeceğimi şaşırıyorum.

Öyle de olmuyor, böyle de olmuyor. Eminim, hatta emin değilim, biliyorum ki bir çoğunuz da aynen benim gibi hissediyorsunuz. Hatta ben aranızdaki belki de en hafif vakalardan biriyim. İşte tam da bu yüzden hepimiz için tek ve basit bir cümle kuracağım; herkesin gönlüne göre versin yaradan. Ne bir eksiğine, ne de bir fazlasına ihtiyacımız var.

Geçirdikten sonra ardından gülümseyerek hatırlayabileceğimiz bir yıl olsun.

Sevgilerimle


27 Aralık 2015 Pazar

Sevgilerde

Sevgileri yarınlara bıraktınız
Çekingen, tutuk, saygılı.
Bütün yakınlarınız
Sizi yanlış tanıdı.

Bitmeyen işler yüzünden
(Siz böyle olsun istemezdiniz)
Bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi
Kalbinizi dolduran duygular
Kalbinizde kaldı.

Siz geniş zamanlar umuyordunuz
Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek.
Yılların telaşlarda bu kadar çabuk
Geçeceği aklınıza gelmezdi.

Gizli bahçenizde
Açan çiçekler vardı,
Gecelerde ve yalnız.
Vermeye az buldunuz
Yahut vaktiniz olmadı.


Behçet Necatigil

9 Aralık 2015 Çarşamba

Kimi zaman kuma yazılmış bir kelimedir "Paylaşmak"...

Tek çocukların üzerine yapışmış kalmış etiketler vardır. Bencildirler, şımarıktırlar, oyuncaklarını paylaşmazlar, sevdiklerini paylaşmazlar...
Ben de bir tek çocuk vakasıyım ama hiç bir zaman böyle etiketlerim olmadı benim. Bencil olmadım sevdiklerime karşı mesela, onları da kendim kadar düşünmeye çalıştım. Çocuktum, oyuncaklarımı paylaştım. Biraz büyüdüm okul arkadaşımla odamı paylaştım. Parayla ilgili bir sorunum olmadı hiçbir zaman, elimdeki aynı zamanda hep yanımdakinin oldu, onu da paylaştım. Buraya kadar sorun yaşamadım. Ne zaman ki sevdiklerimi paylaşma olayına geldi dayandı dava, orada arıza çıktı işte. Anladım ki herşeyi paylaşabilirim ama sevdiklerimi paylaşamam ben. Eğer böyle bir durum gelişir ve ben terbiyemi takınıp susmak zorunda kalırsam bildiğin ciğerim yanar, kalbim acır, nefesim kesilir benim. Hayat kendi içinde akar, ben "her zamanki gibi" gözükürüm gözlere ve kimse bilmez, kimse duymaz belki ama zamanla yüzüm solar, gözümdeki ışık söner. Bazı şeylere alışılabilir. Buna alışılmaz. Zaman geçtikçe, günden güne zorlaşır. Tek cümleyle anlatmam gerekirse, tecrübe etmesi bence insanı çok zorlayan, katlanması ise oldukça sabır gerektiren bir durumdur...