26 Ocak 2011 Çarşamba

Sıkıcı olmak mı, mutlu olmak mı?

İnsanoğlu garip. Ne çabuk alışılıyor güzel olan herşeye, düşüncesi bile yetiyor bazen. Özlediğiniz bir yere gidebilme, gerçekten istediğiniz bir şeye sahip olabilme ihtimali bile kalbinizi daha hızlı çarptırabiliyor. Taa ki ihtimal yerli yerinde kalana ve eyleme dönmeyene kadar. Ya da elinizdekinin kıymetini bilemeyip onu bir daha toparlayamayacak kadar hırpalayana ve tamamen kaybene kadar. Sonrası kocaman bir hayal kırıklığı zaten. Ne çok yaşadık bunları ve de yaşadığımız müddetçe kimbilir daha kaç kere başımıza gelecek! Bazen hiçbirşey teselli de edemez. Aklınızda hep "Ama hani..." ile başlayan cümleler ve "Niye, neden?..." benzeri soru cümleleri dolaşıp durur.
Bir de insanoğlunun o taştan bile sert gururu bazen gerçekten gerekli zamanlarda gerekli adımları atmasına, gerçekten gereken cümleleri sarf etmesine engel olur. Sürekli sorgularsın "öyle mi yapsam daha iyi, evet evet yapsam, ne olacak ki" ve 30 saniye sonra "yok, yok şimdi ne alakası var, yapmayayım en iyisi!!!" 40 tilki kafanın içinde 40 tur atar durur! Belki de böylesi daha doğru ya da belki de kendi kendimize hayatımızı zorlaştırıyoruz, gerçekten bilemiyorum. İyi düşünmek lazım! Belki de gerekli yerlerde risk almak lazım. Hayalkırıklığını bile göze alarak! Kendimize yarattığımız o güvenli saha içinde yaşamak bazen çok sıkıcı olabiliyor çünkü...



Blogger'ın notu: Sevgili okuyucu, bu yazdıklarımın hepsini bana mal edip, her seferinde "ne oldu?" sorusuyla bana gelme. Burası bir "günlük" platformu değil. Şahit olduğum bir çok olay bana ve sana burada yazdığım satırlar olarak geri dönüyor. O yüzden telaşlanma lütfen:)

24 Ocak 2011 Pazartesi

Nasıl başladıysa öyle gider derler:)

2011 hızlı geldi:) 31 Aralığı 1 Ocağa bağlayan geceden beri bir hareket, bir action! Barışmalar, yeni aşklar, yeni işler, yeni kararlar. Herkesde bir kendini yenileme durumu, kestirilen saçlar, verilen kilolar... Yüzler gülüyor:) Sanırım bu yaşıma kadar geçirmiş olduğum en olumlu ocak ayı:) Bugün bir yenisini daha duydum, hem de çok önemli birisinden çok radikal bir karar. Çok doğru olduğuna, onu çok mutlu edeceğine inandığım bir karar. Kimseler merak edip sormasın, ser veririm sır vermem ama büyük ve çok güzel bir bomba:)


Cumartesi günü bir bomba da benim kucağıma düştü ama ben henüz o bomba ile ne yapacağımı bilemiyorum, ya patlatıcam ya gömücem dur bakalım!


Ne olursa olsun tüm bu olan-bitenden çok memnunum, meğer bir müddettir hayatımız çok durağanmış da haberimiz yokmuş. Şimdi gönül rahatlığıyla söyleyebilirim gerçekten, hak etti çünkü "HOŞGELDİN 2011":)

23 Ocak 2011 Pazar

Is it possible?




Bir adım atarken sonrakini düşünmekten sıkıldım. Kendimi tersyüz edip tamamen değişmek, bööyle geniş, efendime söyliim rahat, gamsız, yarını düşünmeden gününü yaşayan biri olmak istiyorum!!! Başkalarına duyduğum sorumluluk duygusunu biri omuzlarımdan alsın artık! Egoizmin doruklarına çıkmak istiyorum bir mahsuru yoksa!!!

19 Ocak 2011 Çarşamba

76'lıların Laneti!!!


Ben çok güzel bir çocukluk dönemi geçirdim. 10'larımı ve 20'lerimi de öyle ve şimdi 30'larımı sürerken de çok şükür hayata büyük bir sitemim yok. Oluyor arada ufak tefek şeyler ama çok şükür, başıma beni büyük bir isyana teşvik edecek gerçekten çok kötü hiç bir şey gelmedi hayatta. Böyle devam etmesini de diliyorum...

İlkokul, ortaokul, lise hepsi de çok eğlenceli dönemlerdi benim için, özellikle orta son-lise son arası efsanelerimiz defter defter. Biz 76'lılar şanslı çocuklardık, teknoloji bizim dönemimizde ilerlemeye başladı Türkiye'de, ilk discmanlari sanırım bizler ilk kez okula getirip-götürmeye başladık. Aileler daha bir serbest bırakmaya başladılar çocuklarını, cadde çocuğu durumu sanırım bizim jenerasyonla daha da bir pekişti. Şimdi "ne olacak ki şimdikiler daha şanslı diyeceksiniz" ama demek istediğim hiç bir şey yokken birden her şey olmaya başladı biz büyürken, bütün imkanlar elimizin altına geliverdi.


Ama hayat bir garip işte! Son zamanlarda yaşıtlarımın yani tam olarak 76'lıların başına gelen öyle çok kötü şey birikti ki hafızamda. Sonunda "76'lıların Laneti" diye bir şey olduğuna bile inanmaya başladım. Zamansız ve hiç olmayacak sebeplerden aile fertlerini (1. derece) yitirenler, aile büyüklerinde ciddi hasar bırakan rahatsızlıklar yaşayanlar, bebek sahibi olup bebeklerinde ciddi rahatsızlıklar yaşayan ve bununla maddi-manevi mücadele etmek zorunda kalan aileler, büyük umutlarla kurulan ama bir anda "ben artık sana karşı eski duygularımı hissetmiyorum" mazeretiyle sonu boşanmaya giden evlilikler ya da evlendiğinin 1. ayında "gelmesin bu adam eve akşamları, istemiyorum" şeklinde bir anda 180 derece değişen ruhlar, büyük maddi kayıplar yaşayıp hayatı bir anda tepe taklak olanlar, istediği aşka hala rastlamamış prensini/prensesini bulamamış olanlar v.s. Bir sürü mutsuzluk! Ve bu insanların hepsi benim 76'lı arkadaşlarım. Hepsi için ayrı ayrı üzüldük beraberce, elimiz-kolumuz yettiğince destek/yardımcı olmaya çalıştık ve çalışıyoruz da. Bilmiyorum bu kötü bir tesadüf mü yoksa benimki sadece algıda seçicilik mi? Kara bulutlar, size sesleniyorum, çekilin gidin başımızın üzerinden, dağılın, yeter artık bizimle uğraştığınız, bizi rahat bırakın!!!