14 Temmuz 2019 Pazar

Yaşamak!

Yan yana otursak. Oradan buradan, havadan sudan konuşmak istiyorum seninle. Çene çalmak. Gerçi ben sana yetişemem, sen benden bile gevezesin malum ama olsun. Sen konuşursun, ben dinlerim. Sonra kalkar sana orta, kendime de sade birer kahve yaparım. Biraz daha laflar sonra fincanların içinden kendimize bir hayal çıkarırız, benim sevdiklerimden, begonviller falan... Saatler geçer, akşam çöker, biraz atıştırmalık, biraz kırmızıyla geceye geçeriz, girerim kolunun altına. Bir huzurla dinlerim göğüs kafesinin altından gelen sesleri; güm güm-güm güm-güm güm-güm güm...
Ne güzel hayat!
İşte böyle bir şey yaşamak...



8 Mayıs 2019 Çarşamba

Güzel adam




“Sizi çok seviyorum!”
 “Hepimiz” diye çok büyük bir genellemeyle gireceğim lafa ama gerçekten böyle olduğunu görüyorum çevremde, hepimiz tuhaf bir coşku yaşıyoruz içinde bulunduğumuz bu günlerde. Hem de aslında çok üzgün ve moralsiz olmamız gereken bu günlerde. Hem de tek bir adam sayesinde. Tek bir adamın inancı sayesinde. Tam enseyi karartacakken o adamın yaptığı tarihi bir konuşma, yüzündeki gülümseme ve ağzından dökülen “Sizi çok seviyorum, sizi çok seviyorum, sizi çok seviyorum!” diye tekrarlanan sevgi cümleleriyle başımızı tekrardan yukarıya kaldırdık, içimize inancı tekrardan ektik.

Hasret kalmışız güler yüze. Hasret kalmışız bir araya getirilmeye. Hasret kalmışız ümit etmeye. Hasret kalmışız başarmaya. Hasret kalmışız sevinmeye. Şimdi karşımızda tüm bunlarla bizi tekrardan buluşturan, bizi birbirimize kavuşturan, insanı görüş, cinsiyet, yaş, ekonomik seviye, dil, mezhep, inanç gözetmeden sadece insan olduğu için seven ve bunu çok ama çok içten ifade edebilen bir adam var. Olmuş olanlar ve olacaklar bir yana sırf bize hatırlattıkları için bile ne kadar teşekkür etsek kendisine az.

Çünkü kötü söz sahibine aittir
Haftalardır yaşadığımız endişeli bekleyiş bu hafta başı tam da tahmin ettiğimiz gibi olumsuz bir şekilde nihayetlendi. Ne yazık ki adaletin terazisi bu kez normal olmayan bu sürece dayanamadı; kantarın topuzu kaçtı. Bu konu hakkında söyleyecek çok hiddetli sözlerim ve uzun cümlelerim olsa da bunu yapmayacağım. Kendime söz verdim. Şu an bizi bu çoşkulu ruh haline tekrardan sokmayı başaran güzel adamın sözünü dinleyeceğim. Kötü söz sarf etmeyeceğim. Bunun yerine inanmaya ve bizi istediğimiz sonuca ulaştıracak olan yolda üzerime düşen ne ise tüm gücümü ortaya koyarak elimden geleni sonuna kadar yapmak için çalışacağım. Kendisini bize emanet ettiğini söyleyen bu güzel adamla kendi imkanlarım içinde omuz omuza mücadele edeceğim.

İnanabilmek ne güzel şey!
İliklerimize kadar hissettiğimiz, düşe kalka ilerlediğimiz çok tarihi zamanlardan geçiyoruz. Gezi’den ve başkanlık seçiminden sonra durulan ruhumuz, sönen heyecanımız ve kaybettiğimiz inancımız tekrardan şaha kalktı. Yıllardır karanlık bir tünelin içinde sonunu göremeden yürüdüğümüz yolun sonuna geldiğimizi tüm benliğimle hissediyorum. Sizin de hissetmenizi istiyorum. Bu güzel adamın bize yaşattığı bu süreci hakkını vere vere yürütebilmemiz için bu yazıyı okuyan herkesi umuda, çalışmaya ve bu sürece yakışır şekilde davranmaya davet ediyorum. Güler yüzle, umutla, sevgiyle, saygıyla bu güzel adamın yanında olmaya, üzerimize düşeni yapmaya davet ediyorum. İnanın bana içimde hissetiğim inanç seçim otobüsünün yanında koşarken “Her şey güzel olacak Ekrem abi!” diyen 13 yaşındaki o çocuğun inancı kadar taze. Elbette kolay olmayacak, bugüne kadar olmadığı gibi. Elimizden alınan haklarımızın ve alınması muhtemel haklarımızın arkasında, önünde, sağında, solunda gözlerimizi dört açıp nöbete duracağız. Başka yolu yok. Ama biliyorum, başaracağız çünkü:

“Yolumuz uzun! Heyecanımız yüksek! Gençliğimiz var! Gençliğimiz var! Biz adalete susamış, demokrasiye inancı tam Türk gençliğiyiz!”

Yaklaşan güzel ve güneşli günlerin ümidiyle hepinizi sımsıcak kucaklıyorum.

Kalın sağlıcakla…


Not: Hayatım boyunca bana iflah olmaz romantik muamelesi yapıldı. Neden? Çünkü “Seni seviyorum” demeyi, buna inanmayı ve karşımdakini inandırmayı hep çok sevdim ve bu inanma, inandırma meselesini başarabilmek için duygularımı hep saklamadan yaşadım, yaşattım. Şimdi şükür karşımda böyle bir siyasetçi var. Ben onu, onun bizi sevdiğinden daha çok seviyorum. Pırlanta gibi bir insan tanıdık ve bunun için çok mutluyum. Yolu açık olsun. Tam da eskilerin dediği gibi  “ayağına taş değmesin!” Bu süreçte sadece gayretimle değil aynı zamanda dualarımla da yanında olacağım şüphesiz.


17 Ocak 2019 Perşembe

Mevzuya gel!






Burada kaç kişiydik hiçbir zaman bilemedim. Çok da işime gelmedi zaten bilmek. Eğer kalabalık olduğumuzu bilirsem yazmak istediklerimi yazamamaktan, gerçek ben olamamaktan korktum. O yüzden etrafta kimse yokmuş gibi davrandım çoğu zaman. Bugüne kadar. Bugün benim için başka bir macera başladı. Online bir dergi olan Sen ve Ben'de yazmaya başladım. Bir köşem oldu. Vay anasını! Zamanında Kanal D binasında "Gazeteci olma da ne olursan ol, bu meslek adamı hırpalar, üzer, zaten çok ister ve yazmayı bırakmazsan elbet bir yerlerde yazarsın, bir bakmışsın sayamadığın kadar okuyanın olmuş" diyerek beni gazetecilik yüksek lisansından vazgeçiren haber koordinatörü haklı çıktı.

Peki online dergi geldi de mertlik bozuldu mu, yılların bloğu, her türlü kahrımı, göz yaşımı, kalp çarpıntımı, sevincimi çekmiş olan bu platform tarihin tozlu sayfalarında kayıp olup gidecek mi? Ya hiç olur mu öyle bir şey, olabilir mi?:) Ölürüm de bırakmam, benim bütün külliyatım burada yatıyor, nereye bırakıyorum! Üstelik ben burada yine etrafta kimsecikler yokmuş gibi yazmaya devam edeceğim. Yani buranın içeriği farklı, oranınki farklı olacak. Buradaki ince mevzu ile oradaki ince mevzu arasındaki anlam farkını ancak ikisini birden gözünün önünde tutan anlayacak.

Aşağıya linki bırakıyorum ve burada daha fazla detaya girmiyorum. Devamını linkten okursunuz:)


http://www.senveben.biz.tr/2019/01/yeni-kelimeler/


Hoşça kalın

1 Kasım 2018 Perşembe

Cesur Sıla!

Bu ülkenin güçlü, üreten, sevilen ve hatta deyim yerindeyse "kitleleri peşinden sürükleyen" bir ismi Sıla. Bugün adliyenin önünde yaptığı açıklamayı seyrederken içim kaskatı oldu. Aşık olduğu adamdan şikayetçi olmak, ifade vermek ve uzaklaştırma kararı çıkartmak için adliyedeydi ve elbette basın kendisini kapıda bekliyordu. Önce kendisi sonra avukatı konuştu. Çok uzun yıllardır dinlediğim, şarkılarıyla aşk yaşadığım, duruşuna, tavrına ve sanatına hayranlık duyduğum bu "dağ gibi kadın"ın ağzından şikayetçi olduğu isim çıkarken düğümlenen boğazı, gerginlikten kıvrılan dudağının kenarı içimi paramparça etti. Sonra sosyal medyaya düşen açıklamasını okudum. "45 dakika ağır hakaret, darp" diyordu, "kafama kül tablasıyla vurdu" diyordu. 45 dakika boyunca sizden kuvvetli birinin elinden kurtulma çabasına girdiğinizi düşünün, sadece 5 saniye hayal edin. O kadın bunu yaşamış. Bu ülkede yaşayan yaşı, eğitimi, statüsü, rolü ne olursa olsun bu muameleye maruz kalan yüzlerce kadın gibi. Birçoklarından farkı sonrasında başına gelecekleri de göğüsleyecek gücü kendinde bularak, yıllardır kendisiyle ilgili söylenen "delikanlı" tavrını takınarak ve bizi hiç de şaşırtmayan bir biçimde, gördüğü şiddeti haykırmış olması. Kendini çaresiz hissedip konuşamayan nice kadına ilham olmasını diliyorum. Önünde zor ve yıpratıcı zamanlar olacağını tahmin etmek zor değil. Elbette bitecek, herkes köşesine çekilecek bir zaman sonra ama bugün yaşananlar ruhunun siciline işledi bir kere, hiçbir zaman unutamayacak. Çok üzgünüm! Bu kadar güzel kalpli bir kadının hak etmediği bu saldırı yüzünden inanılmaz üzgünüm.

Ve Unutma, sen bir kadınsın kıpkırmızı yakut misali, kıymetli ve göz alıcı; hep öyle kalacaksın!

Bugün yazdığı yazıyı bitirdiği satırlarla bitirmek istiyorum ben de:
"Bazıları hiç sevilmeyi öğrenememiş olabilir ama bence aşkın bununla hiçbir ilgisi yok!"



18 Eylül 2018 Salı

Piano piano

Fena halde dökülesim var. Yine farkında olmadan "burama kadar" gelmiş. Neden böyle oldu diye düşününce de çok elle tutulur bir sebep bulamıyorum. Bu şehir insanı yoruyor herhalde, bu iş hayatı, trafik, yetişmeye çalışmalar, sanki çok büyük marifetmiş gibi aynı anda 3 iş birden yapmalar vesaire vesaire... Oysa ki bizim beynimiz buna programlı değil ki, bizim bedenimiz, ruhumuz bu kadar karışık, bu kadar hızlı, bu kadar "multitasking" bir işleyişe göre programlanmamış ki. Ayrıca bu zavallı beden, ruh, akıl ve kalp dörtgeni bu kadar hor kullanılınca bizi ne kadar idare eder diye düşünüyoruz acaba? Hiç durmuyoruz, bir ara vermek yok, bir nefes almak yok. Çok yazık etmiyor muyuz bu şekilde kendimize de çevremize de. Yıpranma süresini bu kadar hızlandırıp hızlı hızlı çekip gitmek için bu acelemiz ne?

Fena halde yavaşlayasım var. Yoruldum, içim yoruldu, ruhum yoruldu. Sevdiğim insanların yüzlerine uzun uzun bakmayı özledim. Sevdiğim insanlarla uzun uzun konuşmayı özledim. Derdini dinlemeyi, derdimi açmayı, birlikte çare aramayı özledim. Hızla akıp giden zaman içinde kartopu gibi yuvarlanan hayatımı yakalamak, yuvarlanmak yerine yavaş yavaş, sindire sindire, tadını çıkara çıkara yaşamak istiyorum hayatı ben. Adı "sistem" olan bu şeyden kurtulmak, çıkmak, 1970'lerde yaşayan insanların sakin, saf, duru yaşantılarına geçiş yapmak istiyorum. Ah ulan, çok geç geldim şu hayata, bir türlü adapte olamıyorum!

23 Temmuz 2018 Pazartesi

Canım nadidem

Hayatımızın yarısından fazlası birlikte geçti ama şöyle bir baktım da bu yıllara yetecek kadar fotoğrafımız olmamış. Buna dikkat edelim, bundan sonra daha çok olsun, ben unutursam sen hatırlat olur mu?

Göz yaşlarını erken yaşta döküp bitirdin sen, o göz yaşlarıyla büyüttün kendini. Erken yaşında kocaman kadın oldun. Koca kadın oldun da o deli kızı yine de yanından ayırmadın, içinden söküp atmadın. O deli kız yalnız kalmasın diye yanına iki kız daha kattın. Kalbinde, bedeninde ne varsa bu kez de onlarla paylaştın. Çünkü sen ancak paylaşarak çoğalırdın. Seninle ilgili her hikayeden her zaman gururla bahsettim çünkü sen tanıdığım en güçlü kadınlardandın ve her zaman da öyle kalacaksın. Şen kahkahan ve içinden dışına taşan renklerinle her zaman kıymetli ve biricik kalacaksın. Ailenin kıymetlisi, bizim kız kardeşimiz, kızlarının manyak annesi, Çetin'in sevgilisi ama en önemlisi hiçbir şartta kendine ihanet etmemiş nadirlerden olacaksın.

Sağlıkla kal, uzun uzun yanımda, ömrümde kal, kendini kaybetme, hep böyle kal.

Seni seviyorum...



10 Mart 2018 Cumartesi

Ön yargı

Güneşli bir cumartesi öğleden sonrası seyretmek için hiç de uygun bir film olmadığını düşünerek seyretmeye başladım.

Yanılmışım...



                       http://www.dailymotion.com/video/x3c2j22