20 Şubat 2019 Çarşamba

Mektup


Sana söyleyeceklerim var. Güzel güzel sakin kafayla oku. Karşındaymışım da sana tane tane anlatıyormuşum gibi oku.

4 yıl olmuş hikayemiz başlayalı.
4 yıl. İnanamıyorum gerçekten!
4 yıl. Vay canına!

Zorlamayalım işte, bundan sonra zorlamayalım ne olursun! Uzak kalmak için uğraşmayalım. Uğraştık işte bu zamana kadar. Olmuyor. Biz birbirimizin hayatından çıkamıyoruz. Çıkmayalım da zaten. İstemiyorum, hiç istemiyorum. Yeter bu kadar acı, ızdırap. İşkence gibi geçen zamanlar, günler, aylar, yıllar. Yeter artık yazdığımız kan damlayan satırlar. Yazık. Sana da yazık, bana da yazık. Yeter artık, uğraşmayalım. Bu ayrılık meselesi bizim üzerimizde durmuyor işte. Çıkarıp çıkarıp tekrar giymeyelim. Bir daha giymeyelim. Ne olur bu kez dinle beni. Düşün. İyi düşün. Derin düşün. Bütün küllüyatımızı düşün. Her şeye rağmen yan yana geldiğimizde ne kadar iyi olduğumuzu düşün. Sen kendini bıraktığın, maskeni takmadığın, kalkanlarını kuşanmadığın zaman nasıl güzel olabildiğimizi düşün. Benim yerime kararlar verip beni uygulamak zorunda bırakma. Evet, ben de yaptım daha önce bunu sana ve görüyorum ki çok yanlışmış. Büyük hataymış. Beyhude çabaymış. Çok pişmanım. Benim yaptığım yanlışa sen tekrar tekrar düşme, beni dışarıda bırakma. İtme, uzaklaştırma. Ben o şekilde yaşayamıyorum. Oyalanıyorum ancak. İstemiyorum koca bir boşluğun içinde yaşar gibi yapmak, yaptırma. Düşün, bak etrafına, kaç kişi tanıyorsun böyle bir uyumu yakalayabilen, birbirini böyle sevebilen, bu kadar aynı dili konuşabilen? Yaşanan en kötü ortak tecrübeyi bile ağır yaralarına rağmen yine de birbirlerine giderek çözmeye çalışan kaç çift tanıyorsun? İnsanlar yan yana otururken bile birbirlerini hissedemez, anlayamazken biz birbirimizi bunca uzaklığa rağmen hissedebiliyoruz. Gerçekten bence artık bir kıymet bilelim. Biz gerçeğiz. Yokmuşuz gibi davranmayalım!




17 Ocak 2019 Perşembe

Mevzuya gel!






Burada kaç kişiydik hiçbir zaman bilemedim. Çok da işime gelmedi zaten bilmek. Eğer kalabalık olduğumuzu bilirsem yazmak istediklerimi yazamamaktan, gerçek ben olamamaktan korktum. O yüzden etrafta kimse yokmuş gibi davrandım çoğu zaman. Bugüne kadar. Bugün benim için başka bir macera başladı. Online bir dergi olan Sen ve Ben'de yazmaya başladım. Bir köşem oldu. Vay anasını! Zamanında Kanal D binasında "Gazeteci olma da ne olursan ol, bu meslek adamı hırpalar, üzer, zaten çok ister ve yazmayı bırakmazsan elbet bir yerlerde yazarsın, bir bakmışsın sayamadığın kadar okuyanın olmuş" diyerek beni gazetecilik yüksek lisansından vazgeçiren haber koordinatörü haklı çıktı.

Peki online dergi geldi de mertlik bozuldu mu, yılların bloğu, her türlü kahrımı, göz yaşımı, kalp çarpıntımı, sevincimi çekmiş olan bu platform tarihin tozlu sayfalarında kayıp olup gidecek mi? Ya hiç olur mu öyle bir şey, olabilir mi?:) Ölürüm de bırakmam, benim bütün külliyatım burada yatıyor, nereye bırakıyorum! Üstelik ben burada yine etrafta kimsecikler yokmuş gibi yazmaya devam edeceğim. Yani buranın içeriği farklı, oranınki farklı olacak. Buradaki ince mevzu ile oradaki ince mevzu arasındaki anlam farkını ancak ikisini birden gözünün önünde tutan anlayacak.

Aşağıya linki bırakıyorum ve burada daha fazla detaya girmiyorum. Devamını linkten okursunuz:)


http://www.senveben.biz.tr/2019/01/yeni-kelimeler/


Hoşça kalın

20 Aralık 2018 Perşembe

Yeni bilgi

Birine kızgın olmak, çok kırgın olmak ve hatta küskün olmak aynı anda onun için çok mutlu olabilmeye ve gerçekleşen hayali için çılgınca heyecanlanabilmeye engel olmuyormuş.

Sayende bir şey daha öğrendim...

1 Kasım 2018 Perşembe

Cesur Sıla!

Bu ülkenin güçlü, üreten, sevilen ve hatta deyim yerindeyse "kitleleri peşinden sürükleyen" bir ismi Sıla. Bugün adliyenin önünde yaptığı açıklamayı seyrederken içim kaskatı oldu. Aşık olduğu adamdan şikayetçi olmak, ifade vermek ve uzaklaştırma kararı çıkartmak için adliyedeydi ve elbette basın kendisini kapıda bekliyordu. Önce kendisi sonra avukatı konuştu. Çok uzun yıllardır dinlediğim, şarkılarıyla aşk yaşadığım, duruşuna, tavrına ve sanatına hayranlık duyduğum bu "dağ gibi kadın"ın ağzından şikayetçi olduğu isim çıkarken düğümlenen boğazı, gerginlikten kıvrılan dudağının kenarı içimi paramparça etti. Sonra sosyal medyaya düşen açıklamasını okudum. "45 dakika ağır hakaret, darp" diyordu, "kafama kül tablasıyla vurdu" diyordu. 45 dakika boyunca sizden kuvvetli birinin elinden kurtulma çabasına girdiğinizi düşünün, sadece 5 saniye hayal edin. O kadın bunu yaşamış. Bu ülkede yaşayan yaşı, eğitimi, statüsü, rolü ne olursa olsun bu muameleye maruz kalan yüzlerce kadın gibi. Birçoklarından farkı sonrasında başına gelecekleri de göğüsleyecek gücü kendinde bularak, yıllardır kendisiyle ilgili söylenen "delikanlı" tavrını takınarak ve bizi hiç de şaşırtmayan bir biçimde, gördüğü şiddeti haykırmış olması. Kendini çaresiz hissedip konuşamayan nice kadına ilham olmasını diliyorum. Önünde zor ve yıpratıcı zamanlar olacağını tahmin etmek zor değil. Elbette bitecek, herkes köşesine çekilecek bir zaman sonra ama bugün yaşananlar ruhunun siciline işledi bir kere, hiçbir zaman unutamayacak. Çok üzgünüm! Bu kadar güzel kalpli bir kadının hak etmediği bu saldırı yüzünden inanılmaz üzgünüm.

Ve Unutma, sen bir kadınsın kıpkırmızı yakut misali, kıymetli ve göz alıcı; hep öyle kalacaksın!

Bugün yazdığı yazıyı bitirdiği satırlarla bitirmek istiyorum ben de:
"Bazıları hiç sevilmeyi öğrenememiş olabilir ama bence aşkın bununla hiçbir ilgisi yok!"



2 Ekim 2018 Salı

Zarf

Yarın sabah evden doğrudan bir toplantıya gideceğim. Yanımda defterim yok. Evdekilere göz atmak ve birini yanıma almak için salondaki dolabın içini kurcalamaya başladım. Bazısı çok süslü, bazısı çizgisiz, bazısı ince diye ayırıp ayırıp kenara koyarken elime bir zarf geldi. Durup durup önüme çıkmasın diye derinlere gömdüğüm bir zarf. Şiir kitaplarıyla birlikte gönderdiğin notu içine koyduğun zarf. Elimde öylece kala kaldım. Uzun uzun baktım. Uzun uzun. Sıkıcı sanat filmlerindeki sıkıcı uzun sahneler kadar uzun. Sonra açtım ve içindeki üçe katlı kağıdı çıkardım. Okudum, sonra bir daha okudum, sonra bir daha... İmzanı da sayarsam el yazınla yazdığın hepi topu 10 satır. Daha önce defalarca okuduğum o 10 satırı bir kez daha defalarca okudum. Okurken satırların içindeki kelimelerle birlikte aklımda yüzlerce başka kelime, cümle yankılandı. Senin söylediklerin, benim söylediklerim... İlk günden son güne kadar birbirimize söylediğimiz, yazdığımız binlerce cümleden sadece bazıları. En iyileri ve en kötüleri. Darma duman oldum. Yazmaktan utanmıyorum. Ben zaten senden hiç utanmadım. Daha önce de söylemiştim, hatırlarsın. Ve biliyorum, bu satırları da okuyacaksın, yarın değil belki ama yakın bir gelecekte. Bunca zaman sonra bunları tekrar etmekten de çekinmiyorum. Ne kadar uzak olsak da hissettiklerimi bilmende bir sakınca görmüyorum. Her zaman olduğu gibi bugün de içimden geldiği gibi hesapsızca yazıyorum. Ve tüm bu cümleleri, kelimeleri aklımdan geçirirken fark ettim ki gerçekten kalbim sıkıştı, nefesim sıklaştı. Bir kez daha. Oysa ki ben uzun zamandır senden sıyrılmış bir şekilde yaşıyorum ama anlıyorum ki kalbimin derinlerinde bizimle ilgili hissettiğim derin acı üzerinden yıllar geçse de yok olmayacak. Hiç olmadık bir anda bir bıçak gibi gelip kalbime saplanacak. Bazen bir satırla, bazen çalan bir şarkıyla, bazen sana benzeyen bir suretle yeniden canımı yakacak. Bu derece derin izler bırakmış olmanın sebebi seni çok sevmiş olmamın yanı sıra senin hakkında bu kadar yanılmış olmayı hala kabullenememiş olmam. Seni artık çok iyi tanıdığımı zannederken, bundan adım kadar eminken bambaşka bir adam olarak karşıma çıkmanla başıma geçen dünyayı onaramıyorum. Yokluğuna alıştım ama başka bir adam olmana alışamıyorum. Meğer hep yabancıymışsın sen...

18 Eylül 2018 Salı

Piano piano

Fena halde dökülesim var. Yine farkında olmadan "burama kadar" gelmiş. Neden böyle oldu diye düşününce de çok elle tutulur bir sebep bulamıyorum. Bu şehir insanı yoruyor herhalde, bu iş hayatı, trafik, yetişmeye çalışmalar, sanki çok büyük marifetmiş gibi aynı anda 3 iş birden yapmalar vesaire vesaire... Oysa ki bizim beynimiz buna programlı değil ki, bizim bedenimiz, ruhumuz bu kadar karışık, bu kadar hızlı, bu kadar "multitasking" bir işleyişe göre programlanmamış ki. Ayrıca bu zavallı beden, ruh, akıl ve kalp dörtgeni bu kadar hor kullanılınca bizi ne kadar idare eder diye düşünüyoruz acaba? Hiç durmuyoruz, bir ara vermek yok, bir nefes almak yok. Çok yazık etmiyor muyuz bu şekilde kendimize de çevremize de. Yıpranma süresini bu kadar hızlandırıp hızlı hızlı çekip gitmek için bu acelemiz ne?

Fena halde yavaşlayasım var. Yoruldum, içim yoruldu, ruhum yoruldu. Sevdiğim insanların yüzlerine uzun uzun bakmayı özledim. Sevdiğim insanlarla uzun uzun konuşmayı özledim. Derdini dinlemeyi, derdimi açmayı, birlikte çare aramayı özledim. Hızla akıp giden zaman içinde kartopu gibi yuvarlanan hayatımı yakalamak, yuvarlanmak yerine yavaş yavaş, sindire sindire, tadını çıkara çıkara yaşamak istiyorum hayatı ben. Adı "sistem" olan bu şeyden kurtulmak, çıkmak, 1970'lerde yaşayan insanların sakin, saf, duru yaşantılarına geçiş yapmak istiyorum. Ah ulan, çok geç geldim şu hayata, bir türlü adapte olamıyorum!

23 Temmuz 2018 Pazartesi

Canım nadidem

Hayatımızın yarısından fazlası birlikte geçti ama şöyle bir baktım da bu yıllara yetecek kadar fotoğrafımız olmamış. Buna dikkat edelim, bundan sonra daha çok olsun, ben unutursam sen hatırlat olur mu?

Göz yaşlarını erken yaşta döküp bitirdin sen, o göz yaşlarıyla büyüttün kendini. Erken yaşında kocaman kadın oldun. Koca kadın oldun da o deli kızı yine de yanından ayırmadın, içinden söküp atmadın. O deli kız yalnız kalmasın diye yanına iki kız daha kattın. Kalbinde, bedeninde ne varsa bu kez de onlarla paylaştın. Çünkü sen ancak paylaşarak çoğalırdın. Seninle ilgili her hikayeden her zaman gururla bahsettim çünkü sen tanıdığım en güçlü kadınlardandın ve her zaman da öyle kalacaksın. Şen kahkahan ve içinden dışına taşan renklerinle her zaman kıymetli ve biricik kalacaksın. Ailenin kıymetlisi, bizim kız kardeşimiz, kızlarının manyak annesi, Çetin'in sevgilisi ama en önemlisi hiçbir şartta kendine ihanet etmemiş nadirlerden olacaksın.

Sağlıkla kal, uzun uzun yanımda, ömrümde kal, kendini kaybetme, hep böyle kal.

Seni seviyorum...