30 Ekim 2017 Pazartesi

Kalben seviyorum



Sırf sen şarkı söylüyorsun diye bu kadar mutluyum ve sırf sen bu kadar güzel, ruhumdan yazabiliyorsun diye. Her şarkını satır satır ezberleyecek kadar ergen kıldın beni 40 yaş halimle. Hiç bilemezdim beğenilerim bu kadar oturmuşken sen gibi yepyeni bir şarkıcının şarkılarına bu denli aşık olup bir de o şarkılarla aşık olacağımı.

Sen "iyi ki"ler dizisi bir kadınsın. İyi ki geldin, iyi ki yazdın, iyi ki çaldın, iyi ki söyledin, iyi ki aşık oldun, iyi ki sonunda bizim oldun. Çok seviyorum seni, adın gibi kalben, kalbimin en derininden seviyorum. Sen hep böyle kal.
Hoş geldin, "Sonsuza kadar"!


7 Eylül 2017 Perşembe

Tek kelime yeter: Star!




Tarkan söz konusu olduğunda tam olarak ergen kafasında olduğum, her konserinde kendimden geçerek şarkı söylediğim, dans ettiğim doğru. Aynen dün gece yaptığım gibi. Ama buraya yazacaklarım "hayran bir ergen"den ziyade "yetişkin bir hayran"ın düşünceleri olacak bu kez.

Her konser sonrası hissettiğim "biraz daha söylemeliydi sanki" hissini elbette dün gece de yaşadım. Oysa ki adam dolu dolu iki saat şarkı söylemiş ve hiç düşmeyen bir performansla dans etmişti. Yüzünde hiç ama hiç kaybolmayan o kocaman gülümsemesiyle beraber. Sonra onu düşündüm, "Acaba o ne hissediyor sahnede ve sonrasında?" Sadece şarkı söyleyip dans ederek binlerce insanı böylesine çılgınca coşturabilmek ve daha da önemlisi o iki saat içinde çok çok mutlu edebilmek insana nasıl bir haz verir, nasıl bir tatmin yaşatır? Ve tüm bunlar kim bilir ne kadar sistemli çalışmayı gerektirir. İşte bu yüzden hayranlığın yanı sıra belki de daha önemlisi saygı duymamak mümkün değil. Elbette arkasında koca bir ekip var kabul ama sahneye çıkan kimin yok ki? Uzun lafın kısası Tarkan bence başka bir hadise arkadaşlar.

Yıllar önce Kadıköy'de bir müzik mağazasında rastladığım ve bana "Biliyor musun benim bugün kasetim çıktı, ben de kaset kolilerini dükkanlara dağıtıyorum" diyen, o gün de gözlerinden ışık çıkan, o gün de aynı gülümsemeyi yüzüne kondurmuş olan o genç insan bugün bir star! Belki de ilk gününü bildiğim için onu bugün böyle çok seviyorum. Bana kalırsa ne kadar alkışlasak az. Yolu hep açık olsun.

Ve Tarkan'la ilgili bu kadar aklı başında cümle kurduktan sonra gerçekten şunu söylemeden bitirmek istemiyorum, bana yakışmaz:)

Seviyorum Ulannn!

Hoşça kalın;)




8 Ağustos 2017 Salı

Ne mümkün

Çok alışmıştım seni sevmeye
Keşke gerçek olsaydın...

24 Temmuz 2017 Pazartesi

Şarkı




Çok eski bir şarkı bu.
Çok eski bir hikayeye ait çok eski bir şarkı.
Kendi hikayesinden başka hiçbir hikayeye yakışmayan bir şarkı.
Başka kimse için söylenemeyen. Çok gerçek, hayatımın içinden, derininden. Her satırının hakkını vererek dinler söylerim, zira senden sonra tutunamadım ve elbette bunun  için hep seni suçladım. Başıma gelen her tuhaflığın, yaşadığım her kalp kırıklığının mesulu her zaman sendin. Tıpkı bugün olduğu gibi. Sen o gün beni alıp bu şehirden gitseydin, ben bu hikayelerin hiçbirinde başrol oynamayacaktım.
Ne kendin mutlu olabildin, ne bana müsade ettin...

17 Temmuz 2017 Pazartesi

Deneyimler sinsilesi

İnsan ilişkilerinde çok iddialı oldum her zaman. Konuşarak, açık olarak, yakın durarak her türlü insanla anlaşabileceğime, her türlü duvarı aşabileceğime inandım. Öyle de oldu. Bu seneye kadar. Detayları vererek sizi daraltmak istemiyorum. Kısaca şöyle ifade edebilirim; 3 yıldan fazladır tanıdığım üç ayrı profille üç ayrı deneyim yaşadım son bir sene içinde. Bu arkadaşlarla anlaşabilmek, derdimi anlatabilmek için her türlü yolu denedim. Güzellikle anlattım önce. Baktım konuşarak olmuyor, oturup yazdım. Baktım o da olmuyor dolaylı anlattım. O da olmadı, zaman zaman içime kapandım. Sonra içime sindiremedim tekrar denedim, tekrar denedim. Sonuçta bu üç arkadaşla anlaşma seviyesine geldim. Sonra biriyle yine anlaşamadım:) Sonra o benimle anlaşmaya karar verdi:) Sonra tam anlaşacağız derken bir diğeriyle bir daha hiç anlaşmamam gerektiğini öğrendim. Şu iki durak arası tek nefeslik ömrümde bu adamlar yüzünden yoruldum. Tüm yaşananları da hayat yolunda elbet tekrar lazım olur diye aldım cebime koydum. Büyüklerimiz ne güzel söylemiş; "bir müsibet, bin nasihate bedeldir" diye.

En güzel günler, en güzel geceler sizlerin olsun efenim;)

7 Mayıs 2017 Pazar

P4C




P4C yani Philosophy For Children. Yaklaşık altı aydır Boğaziçi Üniversitesinde devam ettiğim eğitimin adı. Soruşturma temelli öğrenme olarak tanımlayabilirim. Maksat çocuklarımızın sorgulayan, merak eden, derin düşünebilen bireyler olarak yetişebilmelerine yardımcı olabilmek. Bu konuda muhtemelen çok fazla paylaşımda bulunacağım yakın gelecekte sizlerle.

Bu program dahilinde cuma günü bitirme sınavıma girdim. Boğaziçi Üniversitesinden gelen bir gözetmen eşliğinde dokuz yaşındaki 3. sınıf öğrencileriyle bir soruşturma yaptım. Hayatımda ilk kez bir okulda derse girdim. Bir sınıf dünya güzeli çocukla 40 dakika ders yaptım. Bu onların alışkın olduğu ders kavramının çok dışında bir uygulama olduğu için hepsi de tahmin edemeyeceğim kadar hevesli ve katılımcıydılar. 40 dakika nasıl geçti ne onlar ne de ben anlayabildik. Bu fotoğrafı da dersin sonunda gerçek manada etrafımı sararak çektirmek istediler. O günün hatırası kalsınmış, öyle istediler.

Çok büyük heyecanla ve aslında çokça da korkarak girdiğim sınıftan, dersin sonunda ayaklarım yerden kesilmiş, neredeyse mutluluk sarhoşu olmuş ve ne kadar isabetli bir tercih yaptığıma, P4C'nin beni bambaşka yerlere taşıyacağına ikna olarak çıktım. Henüz emekliyorum, önümde uzun bir yol var. Çok çalışmam, daha çok öğrenmem, çocukların önüne çıkan biri olarak kendimi sürekli geliştirmem gerekiyor ama inanın hiç gözümde büyümüyor. Bir kez tadını aldım, hakkını vererek yapabilmek için elimden geleni ardıma koymayacağım. Siz de mecburen tüm bu olan bitene tanıklık edeceksiniz:) Güzel şeyler olacak, hissediyorum.

Sevgilerlerler...

4 Nisan 2017 Salı

Yazmayacağım

Boş sayfanın üzerinde bir belirip bir kaybolan ilmeçe kaç dakikadır bakıyor olabilirim? Daha da tuhafı tüm bu akan dakikalar içinde aklımdan ne geçtiği hakkında şu an en ufak bir fikrim yok. Hafızam düşüncelerimi reddediyor gibi.

Çok kötü biten bir filmin ardından televizyonu az önce kapattım. Bazı hikayeler kalbime daha çabuk dokunuyor. Neden bilmem. Sert ifademin ve rahat tavırlarımın altında yaprak gibi titrek, sırça gibi kırılgan olduğumu söylesem beni yakından tanımayan kaç kişi inanır acaba? Bunun bir önemi de yok aslında. İnanmamalarının yani. İnanmasınlar. Her neyse... Aklımda, üzerimdeki etkisi henüz tazeyken yeni izlediğim mutsuz son hakkında biraz yazmak vardı. Olmadı. Hayattaki tek ihtirası "mutlu olmak" olan ben mutsuz sonu size tasvir edemedim. Hayattaki tek ihtirası "mutlu olmak" olan ben, mutsuzluğu bu denli iyi tasvir edebilecek olmaktan hoşlanmadım sanırım.

Çok inat ettim. Yalandan kimsenin gözünün içine bakmadım, kalbim ağızımdan çıkmazken kimseye sokulmadım, ortalama aşklara dahil olmadım. İnat ettim. İnadına çok sevdim. Yanındakini hissedemeyenlere inat ben uzağımda bile kalsa sevdiğim, hiç vazgeçmedim. İşte bu yüzden bu akşam gerçekten ağırıma gitti bu "mutsuz son"u bu kadar hissederek yazabilecek olmak size. Yazmayacağım. Ne yazarken ben daha fazla üzüleyim ne de siz okurken...

İyi geceler.