9 Mart 2012 Cuma

Hadi canım sende!

Hayatta en illet olduğum şey istemediğim bir şeyi yapmak zorunda kalmak. Ama öyle böyle değil, vücudumda elektriğin gezindiğini hissediyorum öyle anlarda. Bir gerginlik, bir asabiyet, sinir içinde kalıyorum. Anlık ya da saatlik bir durumsa bu şekilde atlatıyorum, geçip gidiyor. Ama eğer sürekli bir durum söz konusuysa o zaman durum değişiyor. O zaman sinir, asabiyet falan kalmıyor. Eğer değiştiremeyeceğim bir durum varsa ortada, yani mecburen o şekilde davranmak zorunda kalıyorsam istemediğim halde, bir durgunluk geliyor üzerime. Sessizleşiyorum. Yani aslında kabulleniyorum istemesem de. Mevcut duruma alışmaya çalışıyorum. Ve hep şunu düşünüyorum: "Ya arkadaş, bir kere geliyorum şu dünyaya, şimdi niye yani bu?" İçim içimi yiyor da yine de dilime vurmuyor. Ve istemeye istemeye istediğim "Şey"den vaz geçiyorum. Zaman alıyor, artık hadisenin şiddetine göre, dış etkenlere, günün getirdiklerine göre ne kadar sürer, orası muamma...
Böyle böyle, saçma sapan sebeplerden, hiç de kafama yatmayan doğrular, birilerinin benden önce koyduğu kurallar yüzünden ıskaladığımı hissediyorum hayatı. Bir şeyleri kaçırdığımı. Ben istediğim için değil, birileri öyle olmasını uygun görmeyeceği için. Sonra bu gibi durumlara "hayat" diyorlar. Hadi canım, bu mu yani şimdi bunun açıklaması. Neresi "Hayat" bunun? "Hayat" candır, nefestir, renktir, ferahlıktır, mutluluktur, sevinçtir... Böyle saçma sapan durumları niteleyecek bir kelime asla değildir.
Kimse kendini kandırmasın.
Beni de inandırmaya çalışmasın...