24 Aralık 2010 Cuma

Home, home sweet home!

Çok uzun zamandır yapmadığım bir şey yapıp bu güzel cuma akşamında işten çıkıp eve gideceğim, hem de aldığım bütün davetleri geri çevirerek! Bünyeme ters ama bu gece hiiiç kendimi caddelere atacak, gecelere akacak modum yok. Size de oluyor mu arada? Bu gece evime gitmek, önce pijamalarımı, üzerine sabahlığımı, ayaklarıma da ponponlu ev çizmelerimi giyip şöööyle bacaklarımı uzatıp televizyon seyretmek istiyorum. Dinlenmek, kitap okumak, dergi karıştırmak, yeni yıl hediyelerimin listesini yapmak, yarına zımba gibi kalmak istiyorum. Gezmek-tozmak iyi güzel de insan evini özlüyor:)

17 Aralık 2010 Cuma

Bir neşeli mor menekşe:)

Bugünümü de güzelleştirecek bir sebebim oldu. Artık mor bir meneksem var. Çiğdemciğimin hediyesi:) Kendisi orkidelerin yanında yerini aldı. Çok şeker:) Pıtırcıkları var üzerinde bir sürü. Çiçekleri seviyorum. Eğer bir gün yeterli bir sermayem olursa güzel bir çiçekçi açmak istiyorum. Sonra da çok beğendiğim işleri kapılarına teslim etmek ve insanların yüzündeki o ifadeyi yakalamak. Ütopik mi?:)

Fotoğraf: Cengiz Peynirci

16 Aralık 2010 Perşembe

Yeni gündem: Yılbaşı hediyesi:)

Yeni Yıl'ın ilk hediyesini geldi:) Çocuk gibi sevindim yine, bayılıyorum bu hediye alışverişine:) Sonra ajansa dönünce masama süslü bir yeni yil ağacı fotoğrafı koydum, bilgisayarımın masaüstüne de:) Yeni gelen yılı karşılamaya hazırım. Kafamın içinde isimler ve objeler dolaşıyor, birbirine match etmeye çalışıyorum, kime ne alacağım konusunda kafam karışık! Biraz üzerinde çalışmam gerekiyor:) Her yıl yaşıyoruz bu telaşı. Yeni gelen yıla yeni umutlar bağlıyoruz. Hepimizin uzun dilek listeleri oluyor ama özüne bakınca aslında hepimizin istekleri aşağı yukarı aynı. Huzur, mutluluk, sağlık! Çok şükür oluyor da galiba... Ama ben bu yıl biraz daha fazlasını dileyeceğim galiba kendim ve etrafımdaki bazı insanlar için. İsteyenin bir yüzü kara vermeyenin iki yüzü:)

Fotoğraf: Cengiz Peynirci

Rakı şişesinde balık olsam:)

Uzun zamandır diyetisyen kontrolünde dengeli beslendiğim için (vücut dengelerim yerine geldi, ruhsal açıdan tamamen karışmış durumdayım:)) çok sevdiğim içki sofralarında eski dostum Yeni Rakı'dan uzak düşmüş bulunuyorum. Bloğu Yeni Yıl yazısı yazmak için açtığım anda sağolsun Yüksek Sadakat "Haydi Gel İçelim" diye başlayınca yazının dümeni tamamen başka tarafa döndü:)
Akşam üzeri "ay hadi bir drink alalım" diye başlayıp, "akşam rakının yanına ne yakıştıralım şekerim" şeklinde devam eden sohbetler artık bana çok uzak:) Güldüğüme bakmayın, burnumda tütüyor! Diyetisyenimiz "Yılbaşı gecesi içeceksiniz" deyince Egemen'den -diyetisyene birlikte gittiğim arkadaşım- şöyle bir yorum geldi: "Sınırsız yerli içki di mi?" Yere yapıştırdı beni:))) Gelen cevap "Tabii ki diil". Henüz açıklama yapılmadı ama Dünyaya Yeni'den bakacağım geceyi heyecanla bekliyorum:)

11 Aralık 2010 Cumartesi

Doğum günün kutlu olsun başımın tacı...

Belli bir zaman sonra anne-baba ile ilişkiler enteresan bir hal alıyor. Birey olup kendi hayatını yaşamaya başlayan biz muhteşem yetişkinler bize göre hayatımızı kısıtlayan ve her işimize bir şekilde müdahale eden ebeveynlerimizle ilişkilerimizi keman yayı gibi gerip sonra da içinden çıkamaz hale geliyoruz. Bu gece evlerine gittiğimiz askere uğurlayacağımız arkadaşımızın babası (arkadaşım babasının huylarıyla benim babamın huylarının çok benzediğini söyler hep) bana bakış açımı değiştirmem gerektiğini kendi çocuklarıyla yaşadığı sorunlar üzerinden konuşarak anlatmaya çalıştı. Savaş amca konuşurken anne-baba olmanın aslında çocuk olmaktan daha zor olduğuna bir kere daha karar verdim. Her türlü belayı başlarına sarabilme potansiyeli olan çocuk milletine hala karşılıksızca verdikleri sevgileri karşısında bir kere daha saygı duydum. Bunları bu gece dinlemiş olmam tesadüf ama yazıyor olmam değil. Yarın (12.12.2010) benim babamın doğumgünü. Hayatımdaki en önemli, en çok sevdiğim ve kaybetmekten en çok korktuğum erkeğin. Yaşlarımız ilerledikçe benim iş ve özel hayatıma daha çok dalmış olmam, onunla paylaştığım zamanların azalması, birbirimizin sorunları, sevinçleri hakkında artık daha az fikir sahibi olmamız, onun giderek daha da duygusallaşması bizim birbirimizden uzaklaşmamıza sebep oldu. İşin kötüsü bunlar o kadar doğal bir süreçte gelişti ki ben fark ettiğimde iş işten geçmiş, babamın kalbi çoktan kırılmıştı. Bunları yazıyorum çünkü benzeri şeyler yaşayanlarınız olabilir, sizin de uyandırılmaya ve silkinmeye ihtiyacınız olabilir. Biz çocuk milleti kabul etmeliyiz ki sonsuza kadar haklı olmamız mümkün değil! Kabul edip hadiseyi gurur ve kişilik meselesi haline getirmemek lazım galiba henüz vakit varken. Canım babam, bana verdiklerini satırlara sığdırmak mümkün mü? Sahip olduğum herşeyi sana borçlu olduğumu söylememe gerek var mı? Seni tüm hücrelerimle ve sonsuz bir aşkla sevdiğimi anlatmama yetecek kelimeler TDK'da var mı?:) Tüm huysuzluklarım, dikbaşlılığım, asabiyetim beni asla bırakıp gitmeyeceğini bilmemden. Hayatımdaki en büyük şansımdır senin gibi bir adamın kızı olmak. Doğum günün kutlu olsun başımın tacı...