31 Mart 2011 Perşembe

Karmakarışık!


Ben birini çok özlediğim zaman burnumun direği sızlar. Size de olur mu? Elbetteki öyle herkes için olmaz. Çok uzun zaman göremezsem, gözümü kapattığımda yüzü gözümün önüne gelmezse, sesini hatırlamak istediğimde duyamadığımı fark edersem, işte o an olur. Büyük panik anı. Hemen fotoğrafını çıkarır bakarım. Geçici çözüm. Bir müddet sonra tekrarlanır çünkü!
Hiç niyetim yoktu bu konulara girmeye ama bu gece ajansta çalışırken yan taraftan kulağıma gelen bir şarkı sağolsun, sızlattı burnumun direğini. Gidip camdan dışarı baktım. Ne kadar uzak olabiliriz ki diye düşündüm. İkimizde gökyüzüne baktığımız zaman aynı yıldızları görmüyor muyuz? Offf çok mu ağır oldu sevgili okuyucu:) Ama yalan mı söyleyeceğim size, aklımdan geçen buydu işte. Avuntu mu? Elbette ki, hem de en arabeskinden:) Ama işte insan beyni illa ki kendine bir çıkış yolu arıyor, yoksa nasıl alışacaksın ki. Daha doğrusu hiç alışamıyorsun zaten, insan özlemeye alışır mı? Saçma!

Birlikte gittiğiniz bir yerlere gittiğiniz zaman, arabayı park etmeyi adet haline getirdiğiniz bir sokaktan geçerken, çok sevdiği bir şeyi yerken ya da işte sevdiği bir şarkıyı dinlerken yakalanıveriyorsun. Böyle bir hain, sinsi duygu bu. Sen tüm umursamaz halinle yaşamaya devam ederken, en hazırlıksız anında ensene biniveriyor. Haliyle hiç birşey yapamıyorsun! Neden? Çünkü sen cici kızsın. İçinden neler geliyor ama yapmak istediğini değil, yapman gerekeni, sana yakıştırılanı yapıp, o an hiç birşey hissetmemiş gibi yola devam ediyorsun. Kim, ne ara yüklediyse bu sıfatı üzerime, kendilerine en iyi duygularımı iletiyorum buradan!

Korkma sevgili okuyucu, bloggerın depresyonda değil:) Olur öyle arada, sonra geçer...

Ah be arkadaşım, niye çaldın ki şimdi sen o şarkıyı, çok mu şarttı!!!

24 Mart 2011 Perşembe

Ey yüce 35!




Bugünü yazmadan bitirmek olmaz:) Tam bir yıldır bugünü bekliyorum çünkü!!! Evet sevgili okuyucu, ben oldum olası hep bayıldım doğumgünlerime:) Bittiği gibi yenisi gelsin isterim! Geçen yıllar beni korkutmaz, rakamları hiç düşünmem. Çünkü çok şükür ki hep çok bereketli, eğlenceli ve sürprizli geçer. Bugün de böyle oldu, tam da beklediğim ve istediğim gibi! Bütün gün 3,5 yaşındaki bir doğumgünü kızı gibi en sımarık ruh halimle gezindim ajansın içinde. Oysaki ben bugün tam da 35 oldum:) Peki bu umurumda mı? Tüm samimiyetimle söyliim mi: Diil! Neden bilmiyorum ama geçen yıllar beni hiç endişelendirmiyor, kendimi bana 35 yaşında kocaman bir kadın gibi hissettirmiyor, adeta okul formamı giyip okul servisine atlayacak kadar rahatım:) Yapmak isteyip de yapamadığım çok şey var henüz ama biliyorum hayat bana bütün beklediklerimi ve istediklerimi verecek, herşeyin bir sırası var, hepsi olacak sırasıyla, o yüzden hiç telaşlı değilim geçen yıllara karşı. Gelen her yeni yaşı umutla karşılıyorum, her geçen yılın ömrüme kattıklarını biliyorum. Güzel yaşamanın ne kadar önemli olduğunu, ömrün insana verilmiş en kıymetli hediye olduğunu da... O yüzden hakkını vere vere yaşamaya çalışıyorum, elimden geldiği kadar. Ve beni hiç yalnız bırakmayan sizler hergün hayatıma bir sürü güzellik katıyorsunuz. Belki bir güzel söz, belki birlikte içilen iki kadeh, belki bir güzel bakış... Yani aslında sizlerle oldukça kıymetli geçen yıllar:) İşte bu yüzden bugün yine bir zafer sarhoşluğu var üzerimde:)



Ve canım annem, sen, senin sağlığına kavuşuyor olman bana şu yaşıma kadar verilmiş olan kimse darılmasın ama en anlamlı doğumgünü hediyesi. Sen bana ikinci kere hayat verdin. Bunun için hep şükredeceğim...



Ey yüce 35, uğurunla geldin, böyle de devam et. Ben seni büyük bir coşku ve sevecenlikle karşıladım, sen de "Ne 35 mi?" diyenlere karşı beni mahçup etme:)


22 Mart 2011 Salı

No time, no fun!!!


İş çok, güç çok, organizasyon çok ama zaman yok!!! Şu saat oldu hala çalışıyorum daha da dayanabilecek olsam sabaha kadar gider... Yazamadım bir türlü, sinir oluyorum:( Ama bekle beni okuyucu, iki güne kadar geliyorum, malum kutlu doğum haftasındayız, doğumgünümde hiçbir şey beni yazmaktan alı koyamaz:)

Love u all...

16 Mart 2011 Çarşamba

WOM'un kralına gel:)

Geçirdiğimiz karışık günler sırasında blog yazmak hiç içimden gelmedi, daha doğrusu inatla iyi haberi yazacağım günü bekledim, çok şükür o gün geldi ve ben de çalıştırdım parmaklarımı. Ama benim yazmadığım zaman zarfında birileri benim için yazdı... Kendimi hiç böyle okumamıştım. Egoma hakim olamayacağım, paylaşacağım, şımarıklıksa da şımarıklık:) Demiştim değil mi en iyisi WOM (http://en.wikipedia.org/wiki/Word_of_mouth) diye. Buyrun size WOM'un kralı. Eline sağlık NAZURI:) I love u!

http://nazuriilke.blogspot.com/2011/02/o.html

Blogger'ın notu: Sadece bunu okuyup geçmeyin, çok keyiflidir yazıları, eliniz değmişken diğerlerine de göz atın:)

TRIO

Kesinlikle hayatımın en eğlenceli yıllarındandı üniversite yıllarım. Bir de hayatımdaki en kıymetli insanlardan ikisinin hayatıma dahil olduğu yıllardı. Trio olarak anılırdık. Ya da ufak çaplı bir çete:) Her anımız beraberdi.
Kendileriyle birlikte aileleri de dahil oldu hayatıma. Hayatıma neşe, sevgi ve aşk getirdiler... Geldikleri gibi de kaldı herbiri hayatımda.

Şimdi ne yazık ki eskisi kadar sık birarada olamıyoruz. Hepimizin kendine ait hayatları var. Bu arada bir tanemiz bize bir de melek verdi. Dünyanın en güzel küçük prensi:) Değişen hayatlarımızla birlikte sorumluluklarımız da değişti ve fazlalaştı. Zamanı yönetmekte zorluk çekiyoruz ne yazık ki... Ama hayat istediği kadar uğraşsın bizimle, bazı şeyler hiç değişmiyor:) Biraz önce yaptığımız conferans call ile iyice emin oldum:) Kalbimdeki ve hayatımdaki yerleri katmerlenerek sağlamlaşıyor. Çok özlemişim o deli zamanlarımızı, uzun zamandır kimse bana bu kadar içten ve uzun kahkahalar attıramamıştı:) Evet, kader diye bir şey var gerçekten de...

14 Mart 2011 Pazartesi

Lovın Eternally...

Ah ne çok özledim seni
Bir bilsen ah bir görsen
Sonbaharlarım gelir
O yaprak hiç dü
şmez
Hepsi bitti hepsi bitti
Hepsi kaybolan günlerdi
Bir yalnız sen bir yalnız ben
Bizi ne nasıl tüketti ki

Belki unuturuz onu
Tüm Kasımdan kalma çiçekler gibi
Arasına koyarız
şarkı yazdığımız
Kırık hayaller saklı defterin...

Belki de saklarız onu
Kalbimizde bir delik açar gibi
Belki denize ula
şır içimizdeki nehirler bir gün
Yine yazı bekleriz...

Ah ne çok özledim seni
Bir bilsen ah bir görsen
Sonbaharlarım gelir
O yaprak hiç dü
şmez
Seni bekler ya
ğmurlarım
Öyle bir ya
ğar ki hiç dinmez
Sonra yedi bahar geçer
O yaz hiç, hiç gelmez

Belki unuturuz onu
Tüm kasımdan kalma çiçekler gibi
Arasına koyarız
şarkı yazdığımız
Kırık hayaller saklı defterin...

Belki de saklarız onu
Kalbimizde bir delik açar gibi
Belki denize ula
şır içimizdeki nehirler bir gün
Yine yazı bekleriz...

http://www.dailymotion.com/video/xgzck7_tnk-yine-yazy-bekleriz-ayk-tesadufleri-sever_music

10.03.2011 Perşembe


Kapıyı anahtarımla açıp içeri girdiğimle annemin telefonda konuştuğunu duydum, "bugün bize bayram" diyordu. Sonra koridordan gülümseyerek gelen babamı gördüm, "bitti" dedi, "raporlar geldi, tertemiz". Yaklaşık bir aydır devam eden kabus sona ermişti. Kendimi babamın kollarına bıraktım, ne kadar süre öylece kaldığımızı gerçekten hatırlamıyorum. Geri çekilip gözlerine baktım, yüzümdeki makyaj yüzüne bulaşmıştı. Sonra yatak odalarına gittim, annemin yanına oturdum. Ellerini tuttum, hiç bir şey diyemedim ama suratımın seklinden ne halde olduğum, neler hissettiğim anlaşılıyordu sanırım, çünkü ben onunkileri anlayabiliyordum... Çok şükür Allahım diye tekrarladım bir kaç kez. Ağladım, ağladım, ağladık... Çok şükür dedim, sevinç gözyaşlarımız bunlar.


Aslında çok uzun yazabilirim size tüm yaşananları en baştan sona ama yaşanan kötü ve üzücü duyguları anlatmanın kime ne faydası var ki. Sadece hayatımızın en zor sınavını verdik ailece, ben bu kadar söyliyeyim, siz satır aralarını doldurun artık.



Tüm bu süreci yaşarken hiç yalnız bırakılmadık. Aslında upuzun "...and the Oscar goes to..." vari bir listem var. Keske herbirini sizlere tek tek tanıtabilsem. İstanbul'dan, başka şehirlerden, başka başka ülkelerden... Arayan, hastaneye gelen, evimize gelen, bizlere omuz veren, en zor anlarımızı bizimle paylaşan, bu olayı bizim kadar kalbinde hisseden, sonunda da bizim kadar mutlu olan, en büyük sevincimize ortak olan herkes için lafım: İyi ki vardınız, iyi ki aradınız, iyi ki geldiniz, iyi ki her biriniz beni/bizi bu olayın mutlu sonla biteceğine ikna etmek için uğraştınız... Bir kardeşin eksikliğini hissettiğim o günlerde sizler de olmasaydınız hayat gerçekten çok çok daha zor olabilirdi!


Bu olayla yüzleştiğim ilk günlerde şöyle yazmıştım: “Bir de hep inanman gerekiyor, ne geldiyse, geldiği gibi gider, hayat yine normale döner…”

Çok şükür Tanrım, bize tersini yaşatmadın…

P.S: Çok değerli hocalarımız Prof. Dr. Cem Kalaycı ve Prof. Dr. Cumhur Yeğen bu sürecin en doğru şekilde yönetilmesinde bize ışık, anneme de şifa oldular. Kendilerine hissettiğimiz saygı, sevgi ve minnet duygularımız sonsuza dek devam edecek sanırım...