20 Ekim 2011 Perşembe

Kader mi bu?






Dün sabah benim ülkem gözünü 24 şehit, 18 de yaralı asker haberiyle açtı yeni güne. Yeni ama karanlık güne. Oysa kaç gün sonra gökyüzünde güneş parlıyordu ama kararttılar, söndürdüler güneşi bile. Bu ne ilkti yaşadığımız ne de son olacaktı ve malesef hepimiz de artık bunu bilecek kadar farkındaydık durumu.

Dün ve bugün gazetelerde, televizyonlarda ve Facebook, Twitter gibi sosyal mecralarda herkes terörü lanetledi. Hepimiz profil fotoğraflarımızı değiştirdik. Yazdık, yazdık durduk, içimizi dökünce rahatlayabilecekmişiz gibi sanki. Ama ne fayda...

Saygıdeğer devlet büyüklerimiz büyük büyük sözler ettiler, yine tutamayacakları sözler verdiler. Söylediklerinin 24 tane genç çocuğun evine düşen ateşi söndürmeye, annelerin-babaların, nişanlıların, sevgililerin, eşlerin, minik bebeklerin gözündeki yaşı kurutmaya yeteceğini sandılar. Nafile, gitti giden!

Böyle zamanlarda Allah'a sığınırım hep, dua ederim, geride kalanlara sabır versin Allahım, metanet versin, güç versin diye. Bir de sorgularım haddim olmadığını bile bile, niye bunu yaşatıyor bize diye. Çünkü inancım gereği, eğer o istemezse yaprağın bile dalından düşmeyeceğini bilirim.

Bir de Mustafa Kemal Atatürk'ü düşünürüm. Düşünür, düşünür hayıflanırım. İçimden "Atam Atam sen kalk da ben yatam" demek gelir, bilsem ki olacak, Allah biliyor ya hiç süphe etmem onun uğruna kendi canımı vermekten. Çünkü malesef o kadar inançsızım artık bir şeylerin düzelebileceğine. Tek kurtuluş onun geri gelişi gibi geliyor bana.

Ülkesini ve insanlarını seven biri olarak tüm bu yaşananlar çok canımı acıtıyor. "Artık yeter" diye gidip birilerinin yakasına yapışıp sarsmak istiyorum aklı başına gelene dek. Ama "Askerlik yan gelip yatma yeri değildir" diyen zihniyete, ne desem, ne yapsam fayda etmeyecek gibi geliyor!

Bir de bugünlerde oğlunu, sevgilisini, kardeşini askere gönderecekleri düşünüyorum. Ben olsaydım gönderir miydim diye alıp-veriyorum kafamda. "Bir yolunu bulur göndermezdim"e çıkıyorum. Ülkesini bu kadar seven bir insanı bunu düşünmeye itenler utansın. Ben bunu söylemekten utanmıyorum. Eskiden "En büyük asker bizim asker" diye uğurlarken askere gençlerini, artık "Bu asker gidecek geri gelecek" diye uğurlayan bir ülkenin evladı olarak, hayır utanmıyorum!

Bu meseleye gerçekten yürekten kafa yoran insanlarımızın ve tüm şehit ailelerinin başı sağ olsun. Bugüne kadar bu vatan uğruna mantıklı, mantıksız her türlü koşulda can veren tüm şehitlerimizin de mekanı cennet olsun, hepsi ışıklar içinde olsun. Bir de yapabiliyorlarsa bu düzeni değiştiremeyen bizleri affetsinler...

11 Ekim 2011 Salı

1 life so live it!

Benim umudum kolay tükenmez, kızgınlıklarım uzun sürmez, kin tutmam, hesap-kitap yapmam, sabretmeyi çok iyi bilirim. Çünkü insanın değerini bilirim, bilmeye çalışırım en azından. Arkadaş, dost, sevgili fark etmez. Herkesin hata yapmaya hakkı olduğunu düşünür, kimseyi acımasızca yargılamam. İstisnalar hariç kimselere de sonuna kadar güvenemem, kapıyı hep aralık bırakırım. Bırakırım ki sonunda betona çarpmış gibi olmayayım. Oto kontrol denen illet küçük yaşlarımdan beri beynimi ve içimi kemirir, beni bir türlü rahat bırakmaz çünkü. Bir şekilde kendimi korumaya çalışırım aklımca.



Böyle yaşamaya alışmış bünye yine de zaman zaman kendini rahat, özgür bırakmak ister. Futursuz davranmak, canı nasıl isterse öyle yaşamak, yapmak istediği her neyse ölümüne dalmak ister. Dalar da. Gözünü karartır. Önünü göremez bu sefer. Bilmeden yürüdüğü yolda emin adım ilerler. Artık o saatten sonra hiç düşünmez ki eline, koluna, yüzüne batacak olan dikenlerin izi kalacak üzerinde. Bir daha eskisi gibi pürüzsüz olmayacak eli, kolu, yüzü, o ne kadar uğraşsa da iyileştirmeye, olamayacak.



Düşünmez, çünkü hayatın kendisine bir kere verilmiş bir hediye olduğunu bilecek kadar aklı başındadır. Dikene de değer, yara izine de aslında. Hem zaten insanın taşa sözü geçer de kendine geçmez. Bile bile…



Korkma sevgili okuyucu, bloggerın “despread” değil. Sadece bir durum tespiti. Şu kadarını söyleyebilirim ki hayat gerçekten hesabı bir türlü tutturamadığım bir oyun gibi. Tek başıma çözemiyorum.



Blogger'ın notu: Başlığa yazdığım cümle twitterda takip ettiğim birinin nicki aslında. Yazıyla çok özdeşleştiği için kullanmak istedim, umarım kızmayacak?