29 Kasım 2012 Perşembe

Teenage kafası!

Bir iki hafta önce bir kız arkadaşımla dertleşiyorduk.
Sıkıntılı bir hali vardı. Eskiyle ilgili kapatamadığı bir hesap içini kemirip duruyordu.
Kapanmayan hesap yüzünden bugünkü erkek arkadaşına da haksızlık ediyormuş gibi hissediyordu kendisini.

Arkadaşımı rahatlatabilmek için bir şeyler demek istedim ona.
Ve özetlemek gerekirse:
Bu yaşananlar elbette çok yıpratıcı ama bitti artık.
Karşına miss gibi delikanlı bir adam çıktı, senin elinden tuttu, layık olduğun sevgi ve özeni sana verdi.
Eskiyi özlemen elbette normal, dünyanın en normal şeyi. Bunun için kendini sorgulama.
Kızgınlığınsa çok uzun zaman geçmeyecek bence.
Ve biliyor musun? Geçmesin de zaten. Sakın geçmesin.

Sonra söyle bir durdum, düşündüm.
Ben bu cümleleri farklı farklı biçimlerde, farklı farklı yaşlarda, farklı farklı yerlerde, farklı farklı arkadaşlarıma kim bilir kaç kere sarf etmiştim. Ve elbette onlar da bana.

Arkadaş bu ne ya?
Bu kadar mı zor canına yandığımın ilişkilerini yönetmek???
Kocaman insanlar olduk, konu aşk meşk olunca kafalar hala teenage...

13 Kasım 2012 Salı

Bana kriterini söyle sana kim olduğunu söyliyeyim!

Olmuşluk...
Nasıl karar verilir bir insanın "olduğuna"?
Kartvizitindeki ünvanıyla mı mesela?
Cebindeki parası bir ölçü olabilir mi?
Altındaki arabası, haftada kaç gün bilmem nerede yediği yemekle mi?
Aldığı diplomalar, kaç ülke gördüğü?
Bunlar mıdır "olmuş"luğun cevabı?
Ya da toplum içindeki "doğru dürüst" davranışları mı belirler?
Kurallara uyan, çok sivri yaşamadan genele ayak uyduran yani etliye sütlüye karışmadan yuvarlanıp giden kişi mi sonunda "bey" ya da "hanım" ünvanına layık görülür?
Yüzündeki çizgiler ne işe yarıyor o zaman?
Yaşının yettiği kadar biriktirdikleri?
Ağzından çıkan lafla karşısındakinin hayatına bir şekilde dokunabilmesi?
Her girdiği toplulukta farkını ortaya koyabilmesi?
Özlenmesi, sevilmesi, yerine başkasının konulamaması?
Bunları n'apıcaz peki?
Bunları göremiyor, düşünemiyor, fark edemiyorsan yanlış yerden bakıyorsun demektir.