28 Şubat 2016 Pazar

Uyan

Şarkılar neden dile dolanır?
Bence tamamen ihtiyaçtan.
Kimse hesap soramaz şarkılarına.
Ona da yasak koyacak değiller ya! 



Yazıyla "Kırk", rakamla "40"

Küçük kız (yaş 7): Ben yaşlanınca öyle yapmayacağım!
Anne (yaş 27): Kac yaşına gelince yani?
Küçük kız: OTUZ!

Bu diyalog annemle bana ait, bazı anları nedense hiç unutmazsınız, işte bu da onladan biri.
OTUZ! Ne büyük yaştı, hiç gelmeyecek gibi, sanki ben hep 7 kalacakmışım gibi hissederdim.
"Yıllar su gibi akıp geçer, anlayamazsın" derdi büyüklerimiz, haklılarmış. Otuz geldi, otuzbes geldi ve bu sene etrafımdaki arkadaşlarımın neredeyse %80'i 40 barajına geldi. Ben de onlardan biriyim, sadece 1 ay uzakta. Her gelen yeni yaşı kucakladığımız gibi onu da sevgiyle kucaklıyoruz elbette ama o daha gelirken bile şöyle bir sorgulatıyor insana kendini. "Şöyle bir silkelen kendine gel" dedirtiyor. Birisi, muhtemelen bir yazar-şair bu misyonu ona yüklemiş o da her geldiğine bu hesaplaşmayı yaptırtıyor. Güzel bir şey, farkındalık iyidir, varsa ters giden bir şey düzeltmeye fırsatın olur belki, yeteri kadar istersen...
Hala yaşının insanı olamasam da ve bu 40 mevzusunun benim hayatıma radikal bir fark getirmeyeceğini bilsem de hazır zamanı gelmişken ben de şu küçük hesaplasmadan yapıyorum kafamın içinde. Çok şükür şu ana kadar beni üzen bir durumla karşılaşmadım. Mesela istemediğim hiç bir şeyi yapmamışım gerçekten ve istediğim ne kadar zor olsa da tüm şartlarımı zorlamışım hedefe varmak için. Bazen bilerek bazen de bilmeyerek. Şimdi uzaktan bakınca fark edebiliyorum, ben hayatı olabildiğince cesur yaşamışım. İnsanın kendisi için böyle birşey söylemesi de biraz tuhaf geliyor kulağa, böbürlenmek gibi, ama değil aslında çünkü görüyorum ki risk almışım mesela defalarca, bazen kaybedeceğim aşikar bile olsa kazanma ihtimalini kıyıp da bir kenara atamamışım. Kısacası hiç uzatmadan söylemem gerekirse kendim için yapabileceğim bir şey olduğunu düşünüyorsam öyle bir  kenarda hiçbir şey yapmadan oturmamışım. Ve sonunda hep şöyle demişim: "Pişman değilim, bugün olsa yine yaparım". Şimdi böyle bir kaç satırla açıklamak çok zor elbette geçen yılları ama genel durumun iyi olduğunu söyleyebilirim;) 
Biraz kendi kafasının dikine giden bir karakter olduğum söylenir öteden beri, öyle de yaşadığım doğrudur ama kendi hayatımı başkalarının kafasının dikine giderek mi yaşasaydım? Yazık olmaz mıydı? Size de tavsiye etmem, yaşamayın, yazık olur:) 

İç hesaplasmalarınızdan hasarsız çıkmanız dileğiyle...

Sevgilerimle:)

24 Şubat 2016 Çarşamba

Fincana kahve koydum gel...

Benim sana sözlerim çok birikti.
Bir de sana sarılmalarım odalara sığmayacak biliyorum.
Ve son olarak göz yaşlarımı tutamazsam bana sakın kızma,
Bir kısmı seninkilere karışmak için bekleyip duruyor kirpiğimin ucunda, ne yapsam düşmedi gitti...


2 Şubat 2016 Salı

Öğrenecek çok şey var

Çok arzu ettiği bir şeye kavuşmak için gösterdiği sabır hiç bir şeyin edemediği kadar terbiye eder insanı. Beni etti. Hiç olamaz sandığım bir şey yaptırdı bana. Egomu gömdürdü. Bu bana gerçekten çok ilginç geliyor.
"Bu, insanın kendinden ödün vermesi mi?" diye sordum bir bilene, "Kötü bir şey mi bu?" dedim, "Bu beni korkutuyor!" dedim.
"Korkma kızım" dedi; "Sevmenin de bin türlü hali vardır.
Yakarsın, yıkarsın, hırpalarsın, adına "ihtiras" derler.
Yıllarca seversin ama bir kez olsun saçını okşamazsın, "sevgisini gösteremiyor" derler.
Sevmekten öyle sıkarsın ki, sevdiğinin oksijeni kalmaz, solar zavallı sen istemesen de, adına "vay be ama çok sevdi" derler.
Seversin, evine alırsın, hayatına, yatağına alırsın, ailen yaparsın ama belki de kıymetini bilmez, bir müddet sonra bir bakmışsın seni dinlemez, anlatır durur kendini ama seni görmez. Düşen omuzlarını, duran kalbini, solan yüzünü görmez, soluk alamadığını hissedemez, sen onunla birlikte tek başına yaşamaya devam edersin, bunun adına da"yuvarlanıp gidiyoruz be abi" derler.
Bu sevme şekillerinin hepsinde de ego hep önde durur. Korkma egonu gömmüş olmaktan. Sevdiğini hırpalamamanın en güzel yoludur bu. Kendinden vazgeçmeden de yapabilirsin, severken öğreneceksin, korkma..."