1 Şubat 2011 Salı

Yahya Kemal misali!

Bu blog imkanı şimdilerde elimize geçti diye geçmişimizi silip atacak değiliz ya:) Benim bloglara sığmayacak 2,5 senelik bir Ankara maceram var aslında, geçmişimin önemli parçası, hayatıma bir çok artı ve eksi getirmiş bir dönem. Kısaca anlatmadan geçemeyeceğime karar verdim.

Şimdi efendim, benim üniversite sınavına hazırlandığım dönemde evde hummalı bir "şehir içi - şehir dışı" tartışması hasıl olmuştu. Aslında benim de hiç prensesvari bir yaşantı sürdüğüm babamın sırça köşkünden çıkasım yoktu ama bir yandan da acayip heves ediyordum yalnız yaşama hadisesine. Bir de işin ucunda özgürlük var tabii.


Tanıyanlar bilir, babam katı kuralları olan bir adamdır, istemedi tabii beni göndermek. Neyse ben güç bela tercih formuna 3-4 tercih soktum. Sınav sonucu geldi: Ankara Ünv. Dil ve Tarih, Coğrafya Fakültesi. Bizim evde bir matem havası! Tebrik bile etmedi babam. Dünyası karardı adamın! Neyse, yaklaşık iki ay yani kayıt zamanına kadar sabahlara kadar tartıştık. O diyor "gitmeyeceksin", ben diyorum "engel olma bana, gideceğim". Sonunda "bir gün karşıma geçip benim eğitimime engel oldun deme, git nereye gidiyorsan" dedi. Neyse gittik, evimizi tuttuk. Benimle birlikte kurstan iki arkadaşım da aynı fakülteyi kazanmıştı, Şebnem ve Didem. (Şebo'm bir müddet sonra benim Ankaradaki en büyük dayanağım oldu, hala da öyle, yıllar geçse de değişmiyor bazı şeyler, hayatlar ayrılsa bile!) Ankara'nın en havalı yeri olan Çankaya'da tuttuk evi. Ultra güvenlik. Solumuzda Cumhurbaşkanlığı Köşkü, karşısında Başbakanlık Konutu, bizim sokağın başında Anayasa Mahkemesi, evin karşısında da askeriye, böyle güvenlik yani!!!! Sedat Simavi Sok. 7/10.


O evde çok güzel günlerimiz oldu. Hayatı öğrendik. Fatura nasıl ödenir, para nasıl yönetilir, tüp nasıl değiştirilir:) Gelenimiz gidenimiz çok olurdu, arkadaşımız çoktu. Evimizin güzel bir düzeni ve düzenli ziyaretçileri vardı. Bir tanesi neredeyse her gün geliyordu, özel yurtta kalıyordu aslında, ikinci yıl onu da sürekli kadroya dahil ettik.


Her şey iyi güzeldi de bu İstanbul özlemi hiç bitmiyordu. İki haftada bir Cuma akşamı Varan Bistro ile eve gidiyordum güle oynaya. Pazar günü de büyük bir efkar içinde Ankara’ya geri dönüyorum. O kadar iyi hatırlıyorum ki Atakule’nin yanından Çankaya’ya çıkan o yokuşta hissettiğim duyguları. Her seferinde gözlerim dolardı. “Yine geldim bu gri şehre” diye söylenirdim her ama her seferinde.


Bir süre sonra işler yolunda gitmemeye başladı benim için. Okulumu ve Prof.ları bir türlü sevememiştim. Siyasi olayların çok olduğu bir fakültede okuyordum, sık sık tatil ediliyordu. Okuldaki Prof.lar inanılmaz derecede bizi demoralize ediyorlardı, okutmayı değil, yıldırmayı seviyorlardı. Evde de vardı canımı sıkan şeyler. Bu arada Mr. Bilkenter’dan yana da kalbim kırıktı. Yani Ankara benim için büyük bir hayal kırıklığı olmaya doğru emin adımlarla ilerliyordu. Sonunda eve dönmeye karar verdim. Oradaki okuluma devam ederken İstanbul’da tekrar sınava girdim ve bu sefer İst. Ünv. Edb. Fak.’ni kazandım. Önümde iki tane üniversite seçeneğim vardı ve gerçek karar anı gelmişti. Çok düşündüm. Bırakıp dönmek yenilmek mi olacaktı? Kime yenilecektim ki, babama mı? Babam gözlerimdeki mutsuzluğu gördükçe zaten benim yerime de üzülüyordu. İki yılda yaşlandığımı hissediyordum. Kararımı verdim, okula gittim, bana en çok eziyet eden Prof.’un odasına girdim, “Siz çok uğraştınız beni atmak için ama başaramadınız fakat ben sizden ve bu gri şehirden o kadar sıkıldım ki daha fazla katlanamayacağım” diyerek kapıyı çekip çıktım. Kendimi kuş gibi hissettim. Ohhhhhh, artık özgürdüm! Ne garip, halbuki Ankara’ya özgürlük için gelmiştim! Kaydımı aldım, bavulumu topladım ve evime, sıcak yuvama, yaşayan şehrime, beni mutsuz etmeyecek insanların yanına geri döndüm.


Ankara günlerim şimdi oradaki zamanlarımı paylaştığım, Ankara'yı benim için yaşanılır hale getiren arkadaşlarımla konuşup güldüğüm bazen de içimi burkan anılarda kaldı. Geriye dönüp baktığımda yine de iyi ki gitmişim diyorum, iyi ki yaşamışım orada başıma gelen iyi-kötü her şeyi. Çok şey öğrendim hayata ve insanlara dair. Ve yine iyi ki dönmüşüm diyorum, hayatımı değiştiren o çok önemli kararı tam da zamanın da vermişim.


İşte böyle sevgili okur, hiç detaya girmeden anlattım, umarım duygularımı da yeteri kadar ifade edebilmişimdir. Ve noktayı şöyle koymak istiyorum:

Yahya Kemal'e sormuşlar, “Ankara'nın en çok neyini seversin?” diye. “İstanbul'a dönüşünü.” demiş. Benim ki de tam o hesap!

2 yorum:

  1. Dipnot: yazmassam olmaz..DTCF bir eğitim kurumundan çok çok uzakmış!!! Hatta söyle diyorum Seda'm çoğunun hayatlarından bezmiş amaçları içlerinde kalmış uktelerini öğrencilerinden çıkarma hırsıyla dolu eğitmnlikle alakasız garip "insanların" oraya sanki cezalandırılmak için gönderilmiş Yitik Ruhlar olduğuna ben iyice inandım başka gerçek eğitmenlerle kıyaslayınca.. AMA BİZE İYİLİK YAPTILAR HABERLERİ YOK!!!!!!!...:D OH iyi ki dönmüşüz...:D ORASI YİTİK RUHLAR HAPİSHANESİ...:D ( Elbette hepsi aynı değildi ama kendi aralarında bile iyi olana köstek olmakta 1 numaralardı) UMARIM DEĞİŞMİŞTİR ARTIK DÜZEN... sence değişmiş midir?

    YanıtlaSil
  2. Düzen kolay kolay değişmez Şebo'm!!!

    YanıtlaSil