17 Şubat 2011 Perşembe

Düşün, düşün çoktur işin!

Bencil olmak kötü bir şey mi gerçekten? Önce ben demek çok mu yanlış? Belki evet, belki hayır. Adamına göre değişir galiba. Yani aslında mevzuya göre değişir galiba. Ama insanız işte hepimiz. Hiçbirimiz kendimize kıyamıyoruz. Farkında olmasak da hepimizin içinde bir kale gizli. Kırmızı alarma geçildiği anda toplar, tüfekler çekilir. Seni üzebilecek her türlü duruma karşı korumaya alırsın kendini. Bu da bir nevi bencillik değil mi? Çünkü beynin durmadan çalışır, en kötü senaryoları yazıverir. Ve işte akıl ve duygunun o ince ip üzerindeki çetin kavgası başlar! Akıl sana hükmetmek için her türlü numarayı yapar, içinden seni durmadan dürtükler "önce sen, önce sen, kendini düşün, güvenlik çemberinin dışına çıkma", duyguların ise yumuşakca fısıldar kulağına "Yapma, sen bu değilsin, cesur ol!" Ama film genelde mutlu sonla bitmez. Aklın, o yumuşak başlı duyguyu hırpalar, sonunda da alt eder. Aklınla baş başa kalırsın. Güven içinde, çok sevdiğin kıymetli benliğinle baş başa ve bir arpa boyu yol alamadan! Çünkü kim bilir kimin hesabını kesmişsindir, neyi bertaraf etmişsindir. Bir müddet kendini iyi hissedersin "iyi yaptım, ohh içim rahat şimdi, doğrusu da buydu zaten". Kime göre doğru, neye göre doğru, sana öğretilenlere göre mi, genele göre mi? Peki sen hep genelin içinde mi sürüklenip duracaksın. Ama zamanı geldiğinde ben bireyim diye bağırmayı biliyorsun! Ama işte günümüz insanı kendini bile bile ateşe atmıyor artık hiçbir konuda. Risk almıyor. Rutine razı geliyor. Yani şöyle böyle giden bir işi varsa değiştirmiyor, “aman iyiyim ben böyle, yuvarlanıp gidiyoruz işte” diyip aslında belki de önünde onu bekleyen farklı, riskli ama daha mutlu geleceği elinin tersiyle itiyor. Daha doğrusu itemiyor bile çünkü o fırsatın önüne çıkmasına bile izin vermiyor, o kadar kapatıyor kendini. Aynı şeyi insan ilişkilerinde de yapıyoruz hepimiz. Hayal kurmaktan vazgeçtik çoktan. Her şey günümüz şart ve gerçeklerine göre şekilleniyor ellerimiz arasında. Bir şeylerin uğruna mücadele etmek, kendini yormak kimsenin işine gelmiyor. Ama sıra dışı bir şeyler yaşamadan masal kahramanı olunmuyor işte. Ya prenses o anda es kaza fazlaca düşünüverip “ayyy öpersem siğil olur dudaklarımda” deseydi, yazık olmaz mıydı güzelim beyaz atlı prense? Yoksa çok mu büyüdük masallara inanabilmek için?..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder