11 Şubat 2011 Cuma

Aşk Tesadüfleri Sever!!!

Hepimizin hayatında kırılma noktaları vardır. Öyle bir şey olur ki alın yazısı denen şey hoop yön değiştiriverir. Siz o anda fark edemeseniz de... Çoğu zaman da tamamen rastlantısal şekilde gelişir hadiseler. Benim hayatımda da var böyle hikayeler ama bugün egomu bastırıp kendimi başrolden uzak tutacağım:) Size anlatacak çok başka bir hikayem var çünkü!

Aylardır beklediğim bir film vardı. Hem hikayesini, hem oyuncularını beğendiğim için sabırsızlıkla bekledim. Geri sayım bile yaptım:) Sonunda o gün geldi, arkadaşım sürpriz yapmış, ikimize bilet almış:) 4 Şubat'ta gittim filme. Hem de ne gidiş. Saat 20:00'ye kadar süren bir ajans toplantısının ardından atladım taksiye ve vınnn 20:40 seansına uçtum. Uçarken fark ettim ki o telaş arasında cep telefonumu ajansta bırakmışım!!!! Hadiii geri dön, telefonu al tekrar düş yola. Şöfor amca ömrünün son günlerini yaşamaya yakın bir yaşta, bir de inatçı. Şuradan gidelim diyorum, yok, biraz acele edelim diyorum ona da refleksleri yetmiyor. Sinir içinde kaldım gidene kadar ve doğal olarak filmin ilk 10 dakikasını kaçırdım. Aylardır beklediğim filmin! İçeri girdim, arkadaşım elini kaldırdı, yer tespiti yaptım ve utana sıkıla insanları rahatsız ederek ve konsantrasyonlarını bozarak yerime ulaştım. Hemen bir özet aldım ve daldım hikayenin içine. Yani benim niyetim zaten dalmaktı ama o niyetle gitmeseydim de kaçınılmaz olacaktı sanırım. Şimdi burada filmin önemli detaylarını vermeyeceğim, hiç sevmem filmin sonunu söyleyenleri. (6. His, çocuk aslında ölüymüş!!! Bunu okuyan ilgili kişi kedini bilir!!!) Ama ne hissettirdiğini anlatabilirim. Bilemiyorum, ben belki de çok romantik bir tip olduğum için bu kadar etkilendim ama filmin içinde geçen o şarkıda da dediği gibi, "Olamaz mı? Olabilir" Olsun istiyorum! Böyle aşklar, yaşadığımız dünyada da olsun istiyorum. Gerçek, saf, çıkardan uzak, stratejisiz! İçinde şevkat barındıran, koruma kollama, özlem duygularını barındıran, ÖMÜRLÜK! Ömürlük derken olayı hemen evliliğe bağlamadım sevgili okuyucu, korkma:) Yani bir ömür hatırlamaya değecek kadar özel demek istiyorum. Ama sanırım bir tek filmlerde oluyor böyle şeyler ya da ben çok şey bekliyorum! İşte bu filmde de böyle bir hikaye seyrediyorsunuz. Sıcacık:) Off sevgili okur, içim içimi yiyor daha fazlasını anlatmak için ama yapmak istemiyorum, git kendin seyret, içinde kendini gör, mutlaka sana da dokunacak bir şey çıkacaktır, biliyorum.


Bundan bir kaç yazı önce size anlattığım içimdeki Ankara antipatisini bile kıracak kadar güzel Ankara görüntüleri vardı filmin içinde. Benim anlattığım o kazulet, kapkara şehir gitmiş, yerine bambaşka bir şehir gelmiş. Bu hikaye İstanbul'da geçseydi bu kadar etkilenirmiydim bilmiyorum, çünkü o zaman inandırıcılıktan çok uzak olabilirdi ama geçmişin Ankarasında o kadar doğal göründü ki bu hadiseler gözüme. Neticede avuç içi kadar bir şehir aslında Ankara. İlk gittiğimde beni Ankara turuna çıkarmışlarda, 45 dakika sonra bitti dediler, "nasıl yani?" dedim, "bu kadarcık mı?" İşte bu yüzden bence çok doğru bir seçim olmuş.


Şehir seçiminin yanı sıra oyunculuklar zaten parmak ısırtan cinsten, ufak cimcime beni benden aldı, zaten soyadı da Çağlayanmış. Anlaşıldı içindeki cevher nereden geliyor:) Esas kızın annesi Ayda Aksel, gerçekten çok beğendim, ayaklarını paspasa sildiği bir sahne var sevgili okuyucu, oraya dikkat et. Mehmet Günsürden söz etmiyorum bile, Allahın ona bahşettiği o gülümseme bile tek başına yeterli onu seyretmek için! Bak işte kendimi alamayıp anlatmaya başlıyorum:) İyisi mi bitireyim burada ama son sözümü söylerim: Böylesi olsun, kalbim onun olsun!!! Şimdi sana klişe gelecek bu cümle ama seyrettikten sonra anlayacaksın ne demek istediğimi! Kalbine bir güzellik yap, bu haftasonu onu sinemeya götür:)

1 yorum:

  1. sinemada 2 kere gittim, hayatımda ilk defa bir filmin korsan dvd sini almak için ölüp bitiyorum :))) sanırım uzun bir süre etkisinden kurtulamayacağım filmin :))) böyle hesapsız kitapsız aynen dediğin gibi stratejisiz aşklar yok artık malesef :(((

    YanıtlaSil