Birine kızgın olmak, çok kırgın olmak ve hatta küskün olmak aynı anda onun için çok mutlu olabilmeye ve gerçekleşen hayali için çılgınca heyecanlanabilmeye engel olmuyormuş.
Senelerce "9 uğurlu rakamım!" diye ortalarda gezerken, böyle bir şey olacağını bilemezdim. Şimdi lütfen kulaklığını tak, başını rahat bir yere yasla, gözlerini kapat, sesini aç ve dinle. Söyleyeceklerim bu kadar.
Birini geride bırakmak zorunda kaldığınızda onu unutmuş olmuyorsunuz. Keşke bunun için bir "ACİL" butonumuz olsa. Ama yok... Onunla günlerinizi geçiriyorsunuz. Kahve içiyorsunuz. Film izliyorsunuz. Sarılıp uyuyorsunuz. Onunla günlerinizi geçiriyorsunuz. Haftalarınızı, aylarınızı... Kafanızın içinde sürekli bir ses. Kalbinizde bitmeyen bir ızdırap. Günler gece rengi. Geceler sonsuz, bitmeyen bir tünel. Ev dediğin yer zaman zaman sanki bir zindan. Birini geride bırakmak zorunda kaldığınızda onu unutmuş olmuyorsunuz. Keşke bunun için bir "ACİL" butonumuz olsa. Ama yok... Ölünür mü özlemekten? Ölünür!
Laf olsun diye söylemiyorum. Gerçekten ne yazacağımı, nasıl yazacağımı hiç bilmiyorum. Günlerdir planlayamadım. Her bir arkadaşım için tek tek mi, yoksa herkese birden mi? İki satırda kısa ve öz mü, yoksa içimden geçenlerin hepsini mi yazmalıyım? Daha önce öyle çok veda yazısı okudum ki bu ajansta... Hep gidenlere güle güle diyen taraftaydım. Ev sahibi gibi. Evin her işini, her çekmecesini en iyi bilen, her ferdini en iyi tanıyan kızı gibi. Bilmeyenler için söylüyorum, VAGABOND ilginç bir ajanstır, acayip bir aidiyet duygusu yerleştirir insanın içine. İçinde çalışan insanlar tuhaf biçimde birbirine bağlanır. Mutlu mutlu çalışır gidersin, kriz anlarını da o sarıldığın arkadaşların sayesinde atlatıverirsin. Sıkıntılar hatırlanmaz. Hep, "Ne kadar güzeldik, efsaneydik, şahaneydik..." cümleleri kurulur gidenlerle kalanlar arasında. Tüm bu süre zarfında ben de çok güzel insanlar tanıdım burada. Arkadaş edindim, dost oldum, kardeş buldum... Duygusal zekam tavan yaptı....
Yorumlar
Yorum Gönder