25 Nisan 2013 Perşembe

Davul bile dengi dengine (mi?)

Salı günü uyandım, giyindim ve kendimi dışarı attım.
Hedefim de belliydi.
İlla ki adaya gitmek istedim.
Ama hangi ada?
Büyükada olamazdı, günlerden 23 Nisandı çünkü ve tepedeki Aya Yorgi Kilisesi'nin tek dilek günüydü.
Akın akın insan gidiyordu zaten ve kafa dinlemek mümkün olmazdı.
O zaman Burgaz dedim.
Atladım motora. Yarım saat sonra Burgaz'daydım.
Sevdiğim cafe-pastane arası minik bir dükkan var, iskelenin hemen karşısında.
Oradan güzel bir masa seçtim kendime.
Kahvaltı sipariş ettim. Önden de bir çay istedim. Yaktım sigaramı, açtım kitabımı...
Telefonumu da şarja koymasını rica ettim garson beyden, tüm yol boyunca 15000 tane fotograf çektiğim ve sosyal mecralarda gezdiğim için elbette ki dayanamamıştı şarjım.
Yani kulağımda kulaklık ve müzik yoktu.
Çok uzun zamandır yolda, takside, cafede her nerede tek başımaysam o kulaklıklar hep kulağımda. 
Dışarıdan gelen sesleri unutmuşum.
Bir müddet hem okudum hem de dinledim.
Köpek sesi, kuş sesi, çocuk sesi, fayton sesi, insan sesi.
Daha bir iyi geldi bu sefer müzikten.
Bir süre sonra yan masama bir çift gelip oturdu.
Daha doğrusu çift olamayacak kadar kopuk iki tip ama belli ki birlikteler, sevgililer yani.
Kadin 50-55 civarlarinda. Sarı, kısa saçları var. Lady Di gibi.
Üzerinde güzel dantelli bej rengi bir bluz, bir trench coat ve kulağında inci küpeleri.
Elleri güzel, manikürlü ve kıymetli olduğunu tahmin ettiğim bir de yüzük var güzel parmağında.
Böyle zarif bir hanımefendi.
Karşısında bir adam.
Saçlar beyaz-sarı ve uzun.
Sakal bıyık aynı şekilde beyaz-sarı. Belli ki çok uzun zamandır hiç kesilmemiş ve düzeltilmemiş.
Elleri çirkin, çünkü simsiyah, tırnakları uzun.
Üzerinde çok uzun zamandır giyildiği belli olan eski püskü bir kot pantolon ve mavi, bilmem kaç cins lekeyle bezeli bir kazak.
Bildiğin homeless stayla bir amca, o da 50 yaş civarında.
Ama özgüven tavan yapmış.
Kulaklığım olmadığı ve çok yakın oturduğumuz için bütün konuşmayı dinledim. 
Adam yüksek sesle konuşuyordu, kadın daha alçak sesle ve yavaş yavaş.
Onlar konuştukça şaşkınlığım giderek arttı.
Adam öyle bir konuşuyor ki zannedersin İngiltere kralı.
Kadını da inandırmış böyle olduğuna.
Kadın da inanmış.
Hayretler içinde dinledim gerçekten.
Kadına dönüp, "Hanımefendiciğim, Allah aşkına kendinize gelin" dememek için mücadele ettim kendimle.
Bir sürü gurur kırıcı şey söyledi adam.
"Sen söyle alıngansın, hiç laf söylenmiyor sana, sen söylesin, sen böylesin..." 
Kadın zengin.
Adam ara ara kadının zenginliğine de sallıyor. Dalga geçiyor. 
"Tabi senin seviyene ulaşmak ne mümkün, biz böyle mütevazi takılıyoruz." falanlar...
Kadın hala sakin ve sukunet içinde. Adam için endişeli. 
Adamın yaşadığı evden, parasızlığından, kötü şartlarından bahsedip duruyor, yardımcı olmaktan. Ama bunu inanılmaz naif biçimde yapıyor, adamı kırmaktan korkarak.
Adam kadının canına okuyor, kadın hala bu ruh halinde. Gözlerine perde inmiş.
Hiç aklım ermedi.
Yani adam kadına doğru düzgün muamele etse hiç umurumda olmayacak kadının  inci küpesi veya adamın lekeli kazağı ama arkadaş hem ortada böyle bir durum var hem de böyle dengesiz bir ilişki. 
Bir süre daha oturdular.
Ve kadın sonunda "seni seviyorum ben, her şeye rağmen" dedi ve kalktı gitti.
Adam kadının arkasından şöyle bir baktı.
Bir sigara daha yaktı, rahatladı, daha bir gevşek oturdu.
Sonra cep telefonunu çıkardı ve biriyle konuşmaya başladı.
Neşeli, morali yüksek. Sanki biraz önce yaşanan uzun konuşmadaki adam o değilmiş gibi.
Adamda hiç iz kalmamış.
Akşama rakı-balık yapacaklarmış.
Hey Allahım dedim, bir ya sabır çektim, hesabı ödedim ve kalktım.
Kafa dinlemeye geldiğim Burgaz'dan benden yaşça çok büyük, statü olarak da üstün olduğu belli olan bir başka kadının bambaşka hikayesini kendiminkinin yanına koyarak atlayıp motora İstanbul'a döndüm.

4 yorum:

  1. Özet: Ne hayatlar var şu küçük dünyada, kendi halimize şükredelim de diyebiliriz kısaca:))

    YanıtlaSil
  2. Çağlasın. Kadınlarla erkekler. Çok güzel yazmışsın, bu tanık olduğun olayın sosyal, psikolojik ve kişisel sebeplerini en yakın zamanda konuşmak isterim, bilgine :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de seninle konuşmak isterdim belki, eğer kim olduğunu bilseydim. Boş bir vaktimde bloguna göz atacağım.

      Sil
  3. "seni seviyorum ben.. herşeye rağmen" cümlesinin anlamını benden iyi bilemez kimse.. o kadını anlıyorum aslında.. aynı kader demeyeceğim de aynı düşüncedeyiz belki.. sevgi zor iş sevmek daha zor.. vazgeçilemeyecek sevgiler vardır işte..nedenini bilmeden yürekten gelen .. herşeye rağmen.. ama biliyormusun kadın genelde mutludur aslında.. kendi mutlulğunda.. kimseyi neden ve nasıl mutlu olduğuna inandırma zorunluluğu olmadan.. herşeye herkese hatta adama rağmen sevgi.. sevmek.. öyle işte.

    YanıtlaSil