25 Temmuz 2012 Çarşamba

Cevat Şakir haklı beyler!


Rahat nefes alıp, her geldiğimde "oh" dediğim yerdeyim.
Hep böyle oluyor, buraya kafamda ne ile gelirsem geleyim, Yokuşbaşı'nı gördüğüm anda herşey geride kalıyor.
Bu sefer de böyle oldu.
Bu kez bavulumu çok fazla doldurmadan geldim. Öyle çok süslü elbiselerim, her kıyafetimle takacağım ayrı ayrı yüzüklerim, kolyelerim benimle değil.
İstanbul'da nasılsam öyle geldim.
Tatilci gibi oradan oraya koşuşturmak da yok.
Her akşam kendimizi bir yerlere atalım, mutlaka çılgınlar gibi eğlenmemiz lazım modundan çok uzaktayım.
Herşey mümkün olduğunca sıradan olsun istedim.
Günlük hayatın parçası gibi. 
Otelde kalmıyorum. Arkadaşlarımın evindeyim.
Evde yenen akşam yemeklerimiz, ardından seyredilen filmlerimiz var.
Buraya ait, mutlaka gitmek istediğimiz ve gidince gerçekten iyi vakit geçirdiğimiz yerlerimiz var.
Görülecek büyükler, içilecek kahveler, sohbet etmekten zevk alınan, özlenen dostlar var.
Güneşin hiçbir yerde batmadığı gibi battığı yerler, "su içer gibi yüzülen" renk renk suları olan koylar var.
Beyaz, kireç evler, bütün sokakları, evlerin duvarlarını sarmiş, balkonlarından taşmış begonviller var.
Kısaca, çok sebep var.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder