20 Şubat 2012 Pazartesi

Geçer geçer...


Ben insanlar hakkında yazmayı seviyorum.
Yani mesela bir gezdim gördüm bloğu olamazmış benimkisi hiçbir zaman. O kadar zaman bekleyip sonunda gittiğim Paris hakkında tek satır yazmamış olmamdan da gayet net anlaşılıyor bence.
Ya da bir meslek bloğu, bütün gün iş-güç içinde dolanıp durduktan sonra canım hiç bir de bloğa yaşadıklarımı yazmak istemiyor. Pazarlama, reklam, ajans, kampanya, brief vs. Onlar yerinde kalsın.
Alış-veriş ya da moda bloğu da yazamam mesela, hep aynı şeyler: "Şunu şununla kombinleyin şekerim, üzerine de mor şapka takın, hıh işte şimdi en trendy sensin!!!" I ııh, bana göre değil.
Yaşayan yazı lazım bana. Tarihi geçmeyecek. İçinde duygu olan. Sevgi olan, kızgınlık olan, aşk olan, özlem olan, sevinç olan, kavuşma olan, ayrılık olan... Satırlar o zaman anlamlı, o zaman kıymetli bana.
Bazen benim, bazen hayatımın bir yerinde duran, kimisi yakınımda, kimisi uzağımda, kimisi uzakta ama hep aklımda olanların duygularını anlatan yazılar yazmayı becerebiliyorum en çok.
Çocukken de böyleydim. Hep bir merak insanlara karşı içimde. Üniversiteye hazırlanırken bir ara psikoloji okumayı düşünmüştüm sırf bu yüzden. "İnsanın içini çözmek nasıl bir şey olur acaba?" diye.
Değerlendiriyorum da kendimi, bu kadar gözlem, bu kadar yazmak insanları daha iyi tanımama yardımcı oluyor mu acaba diye, hani böyle bir bakışta anlarsın ya, öyle olabildim mi diye. Yok arkadaş olamadım ben öyle bir türlü. Çünkü bu kadar yaşanan hadiseye rağmen yine de ilk duyduğuna inanmak gibi günümüzde asla barındırılmaması gereken bir huy var bünyede. Hep derim "ben 70'lerde yaşayacakmışım, çok geç gelmişim dünyaya" diye. Ne kadar büyüsem de bu düşünce şekli sabit bende. Şikayetçi değilim böyle olmasından. Bu saf halimden memnunum bile denebilir. Bir bakışta tanıyabilseydim karşımdakini ne kadar da heyecansız ve monoton olurdu ilişkiler. Ve de renksiz. Evet, bu yüzden sıklıkla hayal kırıklığına uğradığım ortada ama olsun, çakal olmaktansa belli ölçülerde saf olmayı tercih ediyorum galiba. Etrafımdakiler de alıştı zaten bu halime, "bi şi olmaz, geçer" diyorlar lazım olduğu zaman.
Az kırıklı-döküklü günler dilerim:)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder