16 Şubat 2011 Çarşamba

Yükte hafif, pahada da ama kalpte kocaman!

Yeni yıl yaklaşıyordu ve kız sevdiği adama ne hediye alacağı konusunda cevapsızdı. Ucuz ya da pahalı fark etmezdi, özel ve anlamlı olması önemliydi. Düşündü, düşündü, düşündü... Sonunda kararını verdi! Adamın küçük yaşlarında seyrettiği, çok beğendiği, film koleksiyonuna katmak istediği ama bir türlü bulamadığı bir film vardı. Kesinlikle o alınacaktı!
Kız başladı aramaya. Yaşadığı şehrin altını üstüne getirdi ama yok, yok, yok... Bulamıyordu! Sonunda bir DVD dükkanı sahibi -kızın o güne kadar gördüğü en beyefendi adamlardan biriydi kesinlikle- "Ben bulacağım bu filmi size, bana bir kaç gün zaman verin lütfen" dedi. Kızın gözleri parladı "Anlaştık:)" diyerek beklemeye başladı. Sonunda haber geldi, film bulundu. Hem de koleksiyoncu şahsiyetin tam da istediği gibi VHS kaset olarak. İşte bu gerçekten harika olmuştu. Filmin İngiltere'den gelmesi için de bir kaç gün bekleyeceklerdi ama hiç önemli değildi, zaten beklenen kişi de başka bir ülkeden yeni yıl için gelecekti evine, yani daha zamanları vardı. Bir kaç gün sonra film DVD dükkanına ulaştı. Kız gerçek minnet duygularıyla adama teşekkür etti, yeni yılını kutladı ve adamın "Mutluluklar" dileği eşliğinde zaferine ulaşmış olmanın verdiği gururla dükkandan ayrıldı. Koyu lacivert, gümüş baskılı hediye paketi kağıtları ve gümüş rengi kurdeleler alındı, hediye süslendi püslendi. Artık gerçek sahibinin olmaya hazırdı.

Ve sonunda o gün geldi. Kız abartıdan uzak ama özenle seçilmiş yılbaşı yemeği kıyafetini giydi, kuaföre gidip saçlarını doğal bir şekilde tarattı, hafif bir allık, bir parlatıcı. İşte hazırdı. Bir taksiye atladı ve kalbi hılza atarken bunca aydır beklediği karşılaşmaya doğru yola çıktı.
Her zaman olduğu gibi kapıda sıcacık ve neşe içinde karşılandı. İçeri girdi, arka odaya geçti ve elindeki paketleri bıraktı. Salonda onları bekleyen yeni yıl sofrasına oturdular. Zaten fazla kalabalık değildiler. Neşeli bir şekilde sohbet ederek yemeklerini yediler. Saatler geçiyor herkes hediyeleri için sabırsızlanıyordu. Kız yerinden kalktı, arka odaya gitti, yerde duran büyük karton torbanın önünde eğildi ve diğerlerinin arasından aradığı paketi çekip çıkardı. Kafasını kaldırdığında kendisine bakan bir çift meraklı gözle karşılaştı "Ne yapıyorsun sen burada?" dedi adam. "Senin hediyeni alıyordum" diyerek elindeki paketi karşısındakine uzattı kız. Kalbinin sesi dışarı çıkacak diye ödü kopuyordu! Adam mahçup bir ifadeyle gülümserek teşekkür etti. Tam paketi açmaya yeltenmişti ki atıldı kız, "DUR! Açma hemen, tahmin etmeye çalış önce". Adam paketi tarttı, salladı ama sonunda "Bilemiyorum işte ne olduğunu, açayım mı?" diye büyük bir istekle sordu. Kız onay verir şekilde hafifçe kafasını salladı. Küçük bir erkek çocuğunun merakıyla paketi yırtarak açtı adam. Şöyle bir baktı, sonra tekrar dikkatlice baktı ve o koca adam kocaman bir çığlık atarak "İNANAMIYORUM!!!! Nereden buldun sen bunu, nereden biliyordun?" diye bağırdı ve kızı sımsıkı kucakladı. İşte herşey bu an içindi. Kız adamın yüzündeki ifadeyi gözleriyle görmüş, mutluluğun sesli halini kulakları ile duymuş ve şimdi de ödülü olan kucaklaşmanın tadını çıkarıyordu.

Sevdiği adamı bu kadar küçücük bir şeyle bu kadar mutlu edebilmekten daha kıymetli ne olabilirdi ki zaten!!!


"Love at funeral" 98'den alınan bir sahnenin tasviridir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder